Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Çivi Çorbası – KÖŞE YAZISI

Çivi Çorbası – KÖŞE YAZISI

223
0

Fırtınalı karanlık bir gecede, evsiz barksız garip bir adam sığınacak yer arıyordu. Kapısını çaldığı yaşlı, cimri bir kadın, “İsterseniz girin ama,” dedi. “Ne yiye­cek var evimde, ne yatacak bir yatak… Şu tek yatak bana ait. Siz sandalyede uyuyacaksınız.”

Adamın karnı çok açtı, öyle de olsa kabul etti. Girdi

içeri, ateşin yanına oturdu, cebinden çıkardığı eski bir çiviyle oynamaya başladı.

“Şu çiviyi görüyor musunuz? İnanmayacaksınız, ama dün akşam çok güzel bir çivi çorbası pişirdim ben. İsterseniz size de bu akşam pişirebilirim.”

“Çivi çorbası ha? Olur mu böyle bir şey? İnanmı­yorum.”

Yaşlı kadının kafası karışmıştı. Meraklandı da üs­telik.

“Sizin tencereniz ve suyunuz var mı?” dedi garip adam.

“Elbette,” dedi yaşlı kadın, bir tencereye su koyup getirdi. Birlikte mutfağa geçtiler. Adam tencereye çiviyi attı, kaynaması için ocağa koydu.

“Biraz tuzunuz ve karabiberiniz var mı?”

“Belki,” dedi yaşlı kadın isteksizce. Çiviye çeşni ver­mek için bir dolaptan tuz ve karabiber çıkardı.

Yaşlı kadın kaynamakta olan tencerenin kapağını kaldırıp bakarken, garip adam iç geçirdi.

“Şöyle yarım baş soğan olsaydı, fena olmazdı.”

“Ah! Biraz var sanırım!” dedi yaşlı kadın, çivili çor­ba hayali kurarken, kilerden soğan aramaya gitti. Garip adam kadının açtığı sandığın yiyecek dolu olduğunu gördü, ama hiç belli etmedi. Sonra beş-on dakika pi­şirmeye bıraktı.

Çorbayı karıştırırken söylendi.

“Bu soğanla birlikte biraz patates ve havuç da olsa ne güzel olurdu. Hani olsaydı diyorum…”

Yaşlı kadın yine kilere koştu, getirdiği patates ve ha­vuçları da attılar tencereye. Çorba mis gibi kokmaya başladı.

“Akşamları çivi çorbasının etlisini ben pek severim. Biraz et olsa, kral yemeği olurdu bu,” dedi adam.

Yaşlı kadının getirdiği bir parça eti de kattılar ten­cereye…

Çorba pişerken garip adam masaya baktı.

“Benim çivili çorbam, güzel bir masa örtüsü üstün­de, porselen kapta, yanında da iki mum olursa ne güzel yenir!”

Kadın güzel bir masa hazırladı. Bir şölen için gerek­li her şeyi yaptı.

“Bu çorbanın yanında biraz da ekmek olmalı,” dedi adam.

“Biliyorum,” dedi yaşlı kadın. Taptaze mis gibi bir somun getirdi.

Gerçekten çok iyi bir çorba olduğu belliydi. Garip adam biraz sonra, “Çorbamızın yanında şarap da olsa fena olmazdı,” dedi. “Şöyle karşılıklı bir-iki kadeh ne güzel olurdu!”

“Bekleyin!” dedi yaşlı kadın. Gömme dolabın di­binden bir şişe beyaz şarap çıkardı, masaya iki de ka­deh koydu.

İyi bir yemek yediler. Yaşlı kadın o güne kadar bu çorbadan daha güzel bir yemek yemediğini söyledi. Ki­lerden peynir gibi başka yiyecekler de getirdi. Karşılıklı öyküler anlattılar, gülüştüler, hoş bir akşam geçirdiler.

Mumlar sönünce yaşlı kadın gariban adama yata­ğında yatabileceğini söyledi. Kendisi sandalyede, ateşin yanında uyuyacaktı. Adam yatağa uzandı, derin bir uy­kuya daldı.

Ertesi gün giderken yaşlı kadına konukseverliği için teşekkür etti.

“Hayır, hayır! Asıl ben size teşekkür ederim,” dedi yaşlı kadın. “Çünkü siz bana bir çiviyle nasıl çorba pişirilebilineceğini öğrettiniz.”

“Abartacak bir şey yok,” dedi garip adam. Gülerek geri çekildi. Cebindeki çiviyi yokladı. Onu bir başka ak­şam yine aynı şekilde kullanacaktı.