Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Zehir – KÖŞE YAZISI

Zehir – KÖŞE YAZISI

261
0

Yıllar önce Çin’de Li-Li adlı bir kız evlendi. Evde eşi ve kayınvalidesiyle birlikte yaşamaya başladı. Fakat; kısa bir süre sonra Li-Li, kayınvalidesi ile geçinmekte zorlandığını gördü. İkisi de farklı kişiliklere sahipti ve bu nedenle de sık sık tartışıyor, hatta kavga bile ediyor­lardı.

Evdeki bu durum Çin geleneklerine de çok ters dü­şüyordu ve komşular tarafından, hiç de hoş olmayan tepkilerle karşılanıyordu.

Ev, yalnızca gelin için değil, eşi ve annesi için de da­yanılması olanaksız bir cehenneme dönüşmüştü.

Bu duruma bir çözüm bulmak amacıyla yeni gelin, babasının eski bir dostu olan kentin en ünlü baharat­çısına gitti, ona içini döktü ve kendisinden derdine bir çare bulmasını istedi.

Yaşlı adam, eski dostunun kızını üzüntüyle dinle­dikten sonra ona, kendisini bu derdinden kurtaracağı müjdesini verdi. Çeşitli bitkilerden özel bir karışım ha­zırladı ve bunu nohut küçüklüğünde parçalara ayıra­rak, büyük bir özenle dostunun kızına teslim etti. Bu zehri nasıl kullanacağını da anlattı.

“Bu özel karışım, çok güçlü bir zehirdir ve o neden­le de azar azar verilmelidir,” dedi. “Üç ay boyunca her gün, parçalardan birini kayınvalidenin yemeğinin içine koyacaksın.”

Yaşlı baba dostu, bu güçlü zehirle birlikte genç geli­ne bir de öğüt verdi.

“Üç ay sonunda kayınvaliden öldüğünde, başta eşin olmak üzere, kimsenin senden kuşkulanmaması gerek,'” dedi. “Bunun için de, üç ay boyunca kayınvalidene her gün yapabildiğin yemeklerin en güzellerini, en lezzetli­lerini pişirmelisin ve bu üç ay boyunca ona ayrıca, içten bir sevgi ve derin bir saygı göstermeye çalışmalısın ki kimseler kuşkulanmasın senden.”

Li-Li, eve sevinç içinde döndü ve yaşlı adamın de­diklerini hemen o akşamdan başlayarak, her gün özen­le uygulamaya başladı.

Kayınvalidesi için en güzel, en lezzetli yemekler yapıyor, tabağına nohut tanesi büyüklüğündeki günlük zehiri de koyduktan sonra karşısına geçiyor ve kim­senin kendisinden kuşkulanmaması için ona tatlı tatlı diller dökerek, o gün olan bitenleri anlatıyor, ertesi gün yapmayı düşündükleri konusunda görüşlerini öğren­mek istiyor, bir anne-kız sıcaklığı ortamındaki sohbet­leri hep aynı içtenlikle, gece geç saatlere dek sürdürü­yordu.

Genç gelin, birkaç gün sonra kayınvalidesinin bam­başka bir kişi oluverdiğini gördü. İki hafta önceki ka­yınvalidesi sanki gitmiş, yok olmuş, yerine ona hiç de benzemeyen annesinden bile daha şefkatli bir kadın gelmişti. Bir zamanlar cehennemden farksız olan evle­rinde şimdi, barış, sevgi ve mutluluk rüzgârları esiyor­du.

Genç gelin bir gün, kendisinin çok ağır bir yükün altında olduğunun ayırdına vardı ve bu yükün altında ezildiğini anladı.

Bir anne gibi benimsediği kayınvalidesini kendi el­leriyle öldürüyordu. Yaptıklarından yalnızca büyük bir utanç değil, büyük bir pişmanlık da duymaya başladı. Yapması gereken tek iş vardı ve onu yapmaya karar verdi.

Büyük bir utanç ve pişmanlık içinde yaşlı baharatçı­nın dükkânına gitti ve baba dostu baharatçıdan bu kez, tümüyle değişik bir istekte bulundu.

“Ne olur bana öyle bir karışım yapın ki, bugüne dek kayınvalidemin kanına kattığım zehri temizlesin, onu bu zehirden kurtarsın,” dedi. “Kayınvalidemin ölmesini değil, onun daha da çok yaşamasını istiyorum…”

Yaşlı baharatçı, karşısında ağlayarak yalvaran Li- Li’ye kahkahalarla gülmeye başladı.

“Üzülme sevgili kızım Li-Li,” dedi. “Sen kayınvalide­ne öldürücü bir zehir vermedin, tam tersine, ona güç­lendirici vitaminler verdin.”

Genç gelinin, sevinçle karışık hayretler içinde kal­masını, bir süre hayranlıkla seyrettikten sonra ise, söz­lerini şöyle sürdürdü:

“Gerçek zehir, senin beyninde olan düşüncelerdi,” dedi. “Sen ona iyi davrandıkça, beynindeki o zehir da­ğıldı, yok oldu ve yerini sevgiye bıraktı. Böylece sen ona bir öz kız sevgisiyle yaklaştığını gördün. İkiniz birlikte evde, kusursuz bir ‘anne-kız’ ortamı oluşturdunuz. Tıp­kı eski bir Çin atasözü gibi: Gül veren elde, gülün ko­kusu kalır.

“Sen beni karnında taşımadın, ama yüreğinde taşı­dın.” (Üvey annesine teşekkür eden bir kızın sözü)