Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Hatıralar – KÖŞE YAZISI

Hatıralar – KÖŞE YAZISI

371
0

Bir zamanlar bir köle vardı; ancak, köle olmasına rağmen çok zeki ve hırslı bir insandı. Kölelik yaptığı evlerde boş durmamış, yeteneklerini geliştirmişti. Herkes uyurken ayakta kalmış, birkaç yabancı dil öğrenmiş o çağın en önemli müzik aletlerini çalmayı başarmıştı. Sporcu bir kişiliğe sahipti. Çok yakışıklı oluşu da onur için olumlu bir puandı.

Görev yaptığı bütün evlerde okumadığı kitap bırak­madığı için de, inanılmaz bir kültür birikimine sahipti. Bu engin kültürü, konuşmasına ve tavırlarına yansıyor­du.

Bütün bu özellikler sonucu, büyük paralar karşılığı önemli kişilere hizmet veriyordu. Yükselişi saraya kadar devam etti.  Sarayda bahçıvan olarak kısa bir süre görev yaptıktan sonra, padişahın dikkatini çekerek “Hariciye Nazırlığı”na (Dışişleri Bakanlığı) kadar yükseldi.

Bir kölenin bu şekilde ani yükselişi, sarayın, o göre­li uzun yıllardır bekleyen birçok ileri geleni tarafından, kıskançlık ve nefretle karşılandı. Köleyi padişahın gözünden düşürmek için, fırsatlar aramaya başladılar. Bu eski kölenin bir alışkanlığı vardı. Sarayda bir odaya gizlice giriyor, içeriden kapıyı kapatıyor ve bir süre sonra dışarıya çıkıp yeniden kapıyı kilitliyordu.

Düşmanlar bu durumdan yararlanarak, iftira atma­ya başladılar, içeride sarayın bazı mücevherlerini sak­ladığını, belki de onları sattığını veya içeride bir kadın olabileceğini söylemeye başladılar.

Dedikodular, kendisine çok güvenen padişahın kulağına kadar gitti. Padişah, adamı huzuruna çağırarak kulağına bir takım dedikodular geldiğini, bu odada giz­lice neler yaptığını sordu. Eski köle ne yaptığını söyle­mek istemediğini, kendine ait çok özel bir şey olduğu­nu söylese de, padişah ikna olmadı ve, “Hemen oraya gidiyoruz!” dedi.

Padişaha daha fazla direnemezdi; istemeyerek, “Pe­ki efendim, gidelim,” dedi.

Dedikoducular da peşlerinden gidiyorlardı. İçeriye girdiklerinde, odanın içinde bir sandıktan başka hiçbir şey olmadığını gördüler.

Padişah, “Aç bakalım, şu sandığı, içinde ne olduğu­nu görelim!” dedi.

Nazır, gönülsüz bir şekilde sandığı açtığında içinde eski bir çarık, yırtık bir gömlek, yırtık bir hırka ile ya­malı bir pantolon gördüler. Şaşıran Padişah sordu.

“Bunlar da neyin nesi?”

Nazır, “Efendim, bunlar benim eski kölelik yaşamı­ma ait olan giysiler. Geçmişte yaşadıklarımı, nereden geldiğimi unutup şımarmamak için, her gün gelip bun­ları giyerim ve aynanın karşısına geçerek kendime şöy­le derim:

“Geldiğin yeri sakın unutma, bir gün yine oraya dö­nebilirsin!”

Padişah utanarak odayı terk ederken, iftira atanla.’ öfkeyle işlerine dönmüşler.