Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ BİR HASTANE ODASI – KÖŞE YAZISI

BİR HASTANE ODASI – KÖŞE YAZISI

291
0
PAYLAŞ

İki yatak ve yaşamla ölüm arasında bir çizgide ya­şamdan yana kalmaya çalışan iki kalp hastası. Yataklar­dan biri pencere önünde, diğeri duvar dibinde… Pen­cere kenarındaki sabahtan akşama kadar pencereden dışarı bakıp gördüklerini duvar dibinde aynı kaderi paylaşan arkadaşına anlatıyor.

“Bugün deniz dünden daha durgun, beyaz yelken­liler denizde belli belirsiz ilerliyorlar. Kuğu gibi süzülü­yorlar.. Park mı? Ha! Park henüz tenha. Salıncakların ikisi dolu, ikisi boş.

Geçen haftaki sevgililer yine geldiler. Hep el eleler. Bir sıraya oturdular. Gözlerini birbirinden ayırmıyor­lar. Ah kardeşim görmelisin! Erguvanlar bugün çıldır­mış. Öyle çiçek açmışlar ki etraf mora boyanmış. İşte parkın neşeli çocukları geldi. Ellerinde rengârenk ba­lonlar. Bugün martıların keyfine diyecek yok…”

Bu böyle her gün sürüp giderken yeni bir kalp kri­zi geçiriyor. Pencere yanındaki adam düğmeye bassa doktor gelecek ve hasta kurtulacak. Ama yapmıyor işte. Şeytan karışıyor işe.

Arkadaşı ölürse pencere kenarı ona kalacak. Bugü­ne kadar kulaklarıyla duyduklarını gözleriyle görecek.

Ve duvar dibindeki düğmeye basmaz, arkadaşı ölür.

Ertesi günü duvar dibindekini pencere kenarına götürürler. Beklediği an gelmiştir. Güçlükle doğrulur

ve pencereden dışarıya bakar… Ama o da ne! Dışarıda kapkara bir duvar, onun dibinde de bir tane çöp kutusu vardır.

İnsanlar konusunda ne kadar çok yanılıyoruz. Ne kadar çok bencilce, zanna dayalı düşünceler taşıyoruz. Sonunda pişman oluyoruz.

Mevlana, Mesnevisinde bir hikaye anlatıyor: “Bir gün bir avcı ormanda gezinirken bir ağacın altında uzanmış bir adam görüyor. Atını bu adama doğru sü­rerken, bir yılanın uyuyan bu adamın açık ağzından midesine doğru süzüldüğünü görüyor. Ani bir kararla adamın yanma gidiyor ve kırbacıyla adamı dürterek:” Hey hemşerim kalk ve koş, durmadan koş” diyor. Ne olduğunu anlamayan adam:

“Be adam sen kimsin? Niçin koşacakmışım?” diyor. Adam direnince de avcı “Soru sorma durmadan koş” diyor ve kırbacıyla da adamı dürtüyor. Adam hem ko­şuyor hem de lanetler ediyor ona.

Derken bir armut ağacının altına geliyorlar. Avcı “Haydi, ye” diyerek yerdeki çürük elmaları gösteriyor. Adam hem isyan ediyor, hem de yemek zorunda kalı­yor. Biraz daha koşunca midesi bulanıyor ve istifra edi­yor. Elbette midesindeki yılan da dışarıya çıkıyor.

Durumun farkına varan şaşkın adam avcıya soru­yor: “Söylediklerim için özür dilerim senin kötülük yapmak istediğini düşünmüştüm. Ama niçin bana du­rumu açıklamadın?

Avcı yanıtlıyor: “Midende yılan var” deseydim, bu yılanla koşabilir miydin?”

Bazı şeyler vardır görünüşte bizim aleyhimize gi­bi görünür; ama, lehimize olabilir. Şeker tatlıdır; ama, dişlerimizi çürütür. İlaç acıdır; ama,tedavi eder. Yine, anne babanın nasihatleri, dürüst insanların acı; ama, gerçek sözleri aleyhimize gibi gelir, öğretmenlerin işi sıkı tutmaları, bizim aleyhimize gibi görünür.

Ama, yıllar geçince bunların bizim için ne kadar ya­rarlı olduklarını fark ederiz. Ama iş işten geçmiş olur çoğu kez.