Ana sayfa GÜNDEM Mehmet Akif Öğrencileri Cern’e canlı bağlandı

Mehmet Akif Öğrencileri Cern’e canlı bağlandı

584
0

Mehmet Akif Öğrencileri Bilime yolculuk etti

Milli Eğitim Bakanlığı ile protokol kapsamında yer alan “Bilime Yolculuk Projesi” ve “Keep Calm and Focus on CERN Projects” projeleri  kapsamında düzenlenen e-konferans ile Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu öğrencileri Cern’e canlı olarak bağlandı.

Bilimsel düşünceyi ve bilim sevgisini çocuklara aşılamanın daha etkin yollarını bulma amacıyla, Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu öğrencileri, Cern’de görevli Bilim insanı Dr. Bora Akgün ile Cern ve Bilim temalı canlı bağlantı gerçekleştirdi.

Öğrencilerin, hem bilimsel bir yolculuk gerçekleşiyor hem de ufuklarının hayallerinin geniş tutulması için onlara destek olunması gereken çağlarında bu destek verilmeye çalışılıyor. Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu öğrencileri, öğretmenleri iş birliğinde gerçekleştirdiği bağlantı ile Uzay aracı ROSETTA ile KUYRUKLU YILDIZ 67P’ye seyahat etti, Uzay’ın bilinmezlikleri hakkında sohbet etti. Öğrenciler, yapılan etkinlik ile Cern hakkında şunları öğrendi:

CERN Nedir?

CERN, İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa’nın fizik alanında ABD’ye yetişebilmesi için, 12 Avrupa ülkesinin (Belçika, Danimarka, Almanya, Fransa, İngiltere, İsveç,  İsviçre, Hollanda, Norveç,  Yugoslavya, İtalya ve Yunanistan) işbirliği ile 1954 yılında kurulmuştur. CERN’e 2015 yılı itibariyle katılan üye sayısı 22 dir. Gözlemci olarak katılan üye ülkelerin kuruluştaki sayısı 7’dir. (ABD, Hindistan, Japonya, Rusya, Türkiye..).Türkiye,3 şubat 2015 tarihli ve 29256 sayılı Resmi Gazete il ortak üyeliği resmileşmiş ve kanunlaşmıştır.

CERN Laboratuvarlarının temeli, hızlandırıcılar ve Algıçlar üzerine kurulmuştur. 1957’den beri devreye sokulan proton hızlandırıcılardan 1976’da işletmeye alınan 450 GeV süper proton hızlandırıcısı birçok Nobel Ödülü kazanan çalışmalara olanak sağlamıştır. 1989-2000 yılları arasında hizmet vermiş olan CERN’de ki en önemli tesis; elektron-pozitron çarpıştırıcısıdır. Bu çarpıştırıcının 2001’de görevini tamamlamasından sonra, aynı tünel içinde inşası 2008 yılında tamamlanan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı büyük deney sistemi ile önemli araştırma ve buluşların eşiğindedir.

Parçacık fiziği, maddenin ve etkileşimlerinin altyapısını inceleyen bilim dalıdır. Bir anlamda en küçüğün bilimidir. En küçükler, atom altı parçacıklar, bir araya gelerek üzerinde yasayanlarla birlikte dünyamızı, başka gezegenleri, yıldızları, yani evrenimizin içindeki her şeyi oluştururlar. Farklı boyutları farklı bilim dalları inceler. Metre seviyesinde inceleyen dalına mekanik diyoruz. Bu seviyede gördüklerimiz;  insan boyutunda nesneler ve gözlemlerimizi gözlerimizle yapıyoruz. Boyut büyüdükçe önce güneş sistemimizdeki diğer gezegenleri sonra başka yıldız sistemlerini daha sonra da başka galaksileri ve evrenin en uzak köşelerini gözlemleriz. Bu boyutlarla ilgilenen dallara da sırasıyla astronomi, astrofizik ve kozmoloji diyoruz.

Peki, ters yöne gitsek neler görürüz? Önce hücreyi sonra DNA’yı daha sonra elektron bulutunu ve atomun çekirdeğini.  Elektrona kadar olan kısmı mikroskoplarla incelemek mümkündür. Çekirdeğe kadar olan kısmı inceleyen bilim dalları sırasıyla kmya, biyoloji, katıhal fiziği ve nükleer fiziktir. Küçüğe olan yolculuğumuz atom çekirdeğinde durmaz, çekirdeğinde bir içyapısı vardır. Çekirdekler artı yüklü protonlar ve yüksüz nötronlardan oluşur. Eğer daha da küçüğe yol alırsak bu defa göreceğiz ki bu protonlar ve nötronlar da ismine kuark dediğimiz parçacıklardan meydana gelir. İşte bu seviyede gözlem yapabilmek için kullanmamız gereken aletler parçacık hızlandırıcıları ve algıçlarıdır. Atomaltı seviyeyi açıklayan bilim dalına ise parçacık fiziği denir.

Ve CERN Higgs’i Buldu…

2012 yılının Temmuz ayında CERN Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (BHÇ) deneyinde Higgs bosonu adlı bir parçacığın gözlemlendiği büyük bir törenle bütün dünyaya duyuruldu. Peki, neydi bu Higgs bosonu?

Higgs ’ten ne öğrendik? Simdi ne yapacağız?

Higgs bosonunun BHÇ’de gözlenmesi sayesinde temel parçacıkların nasıl kütle kazandıklarını öğrenmiş olduk. Ve 48 yıllık bir fikrin binlerce kişinin katıldığı büyük bir deneyde doğrulanmış olması elbette bilim dünyasında büyük bir heyecan yarattı. Kütle kazanım işleyişi fikrini oluşturan altı fizikçiden ikisi olan François Englert ve Peter Higgs

2013 Kasım ayında “Atomaltı parçacıkların kütlesinin kökenine dair anlayışımıza katkıda bulunan ve yakın zamanda CERN’in Büyük Hadron Çarpıstırıcısı’nda ATLAS ve CMS deneyleri ile tahmin edilen temel parçacığın keşfedilmesiyle onaylanan işleyişin kuramsal keşfinden dolayı” Nobel fizik ödülüne layık görüldüler.

Peki, ama parçacıkların kütle kazanıyor olması bizim için neden bu kadar önemlidir?

Higgs alanı farklı parçacıklara farklı kütleler vererek, tıpkı beyaz Güneş ışığını kırarak rengârenk gökkuşağını yaratan yağmur damlalarının yaptığı gibi evrenin simetrisini kırar. Eğer Higgs alanı olmasaydı bütün temel parçacıklar kütlesiz olacaktı. Böyle bir durum bizim için hayli sevimsiz olurdu. Çünkü kütlesiz parçacıklar Einstein’ in Görelilik Kuramı gereğince evrende ışık hızıyla hareket edeceklerdi ve tüm parçacıkların ışık hızıyla hareket ettiği tekdüze bir evrende atomların, moleküllerin haliyle dünyamızın ve bizlerin oluşması mümkün olamayacaktı.

Kısacası eğer Higgs alanı olmasaydı bildiğimiz anlamda yaşam var olamayacaktı. BHÇ’de Higgs çözümlemeleri hala devam ediyor. CERN’de yapılan bilimsel araştırmalarda yalnız bilimin sınırları zorlanmakla kalmıyor, bu çalışmalar için gerekli teknoloji ve bunların sonucu yeniliklerde hız kazanıyor. Kısaca hızlandırıcı parçacık fiziği (HPF) sadece temel bilgiler değil, beklenmedik başka birçok alanda bilgimizi artırır.