Ana sayfa GÜNDEM Sakarya Destanı’nın on dördüncü günü…

Sakarya Destanı’nın on dördüncü günü…

695
0

Polatlı Tarihi Alanlar Tanıtım Merkezince, Sakarya Zaferinin 97. Yıldönümünde, gün gün Sakarya Zaferini anlatılıyor.

Sakarya Zaferi’nin on ikinci günü 5 Eylül 1921… Zafer’e ulaşan süreci anlatan Polatlı Tarihi Alanlar Tanıtım Merkezi Genel Koordinatörü Kadim Koç ile birlikte Sakarya Zaferine giden yolu gün be gün yayınlıyoruz.

Sakarya Destanı  ( 14üncü günü 05 Eylül 1921)

Günün önemli olayları:

05 Eylül sabahı Türk cephesinin merkezine ve sağ kanadına karşı yapılan şiddetli Yunan saldırılarının giderek gevşedi ve karşılıklı taarruzlar devam etti. Türk Genel Kurmayı Yunan saldırı gücünün tükendiğini anladı ve kuzey kanattan saldırıya geçmenin zamanı geldiği görüşünü benimsedi.

Yunan komutanlar canlarını kurtarmak için siyasilerden haber bekliyor…

Türk Cephe Komutanlığı; “Ordu mevzilerinin kesin olarak savunulması ve bundan sonra düşman taarruzunda elden çıkacak her yerin behemehâl geri alınması, harekâtımızın esası olacaktır.” Bunun anlamı çok açıktı; artık ufak tefek mevzi düzeltmelerinin yapılması değil, kaybedilen toprak parçalarının mutlaka geri alınmasıydı. 5 Eylül günü Yunan Ordusundan taarruz eden sadece 3. Kolordu idi. Diğer kolordular duruma seyirciydiler. Yunanlıların komuta kademesi Ankara’ya ulaşmadaki ümidini kaybetmiş, askerler arasında ise disiplinsizlikler artmıştı. Saat 19.30’da tüm cepheye sessizlik hakim olmuştu. Yunan kaynaklarına göre bugüne kadarki Yunan kayıpları (ölü, yaralı, esir) şöyleydi: 1. Kolordu 246 subay, 6.000 er. 3. Kolordu 312 subay, 7.237 er. 2. Kolordunun da mevcudu 9.000 süngüye inmişti. Bugün diğer cephelerde bazı topçu ateşleri ve keşif kolu faaliyetleri dışında bir şey olmamıştı. İki taraf da mevzilerini pekiştirmek, birbirlerinin hareketlerini gözetlemek ve dinlenmekle vakit geçirmişti. Taarruzun üçte bir kuvvetle yani üç tümenle yapılmış olması, üstelik eskisiyle kıyaslanamayacak bir isteksizlikle sürdürülmesi, Yunan Küçük Asya Ordu Komutanlığının bugünü de dünkü gibi avunmak ve oyalanmakla geçirmek istediğini ortaya koyuyordu.

Hayvanlar açlıktan ölüyordu!

Prens Andrew, anılarında o günkü koşulları şöyle yazmıştır: “Son dört günde ekmek istihkakının yalnız dörtte biri ve pek az cephane alınmıştı. İstihkak yalnız etten ve kaynamış buğdaydan ibaret kalıyor, bu da ateş için odun sağlanamadığından pek güçlükle yapılabiliyordu.” Bunlardan başka süvari tugay Kurmay Başkanı Albay Papagos’un ifadesi de hayli ilginçtir: Süvari tugayı bölgesinde 10 kilometre yarıçapındaki bir alanda artık ot kalmadığı için hayvanlar açlıktan ölüyordu!.. Bugün Cephe Komutanlığına ulaşan günün çeşitli zamanlarında yaptığımız hava keşif raporlarına göre düşmanın cephe gerisindeki faaliyetlerinin arttığı anlaşılmaktaydı. Bu raporlarda: Saat 15.00’te Sazılar civarındaki kuvvetlerle 200 arabalı kolun batıya hareket ettiği. Saat 19.00’da Beylikköprü’den tahminen bir süvari alayının dağınık şekilde gelerek Sazılar tren istasyonunda toplandığı. Beylikköprü’den Sazılar istasyonuna gelen piyade alayının burada toplanmış bulunan tümenle birleşerek demiryolu boyunca geldikleri yöne yani batı istikametine doğru gittiği, İstasyon civarında 60 – 70 otomobilli bir kolun tespit edildiği bildiriliyordu.

Batı Anadolu’yu ellerine geçirmişlerdi

Haberler hiç de fena sayılmazdı. Cephe Komutanlığı iki haftadır ilk defa bugün, büyük çaplı bir karşı taarruzu düşünmeye başlamıştı. Bu maksatla da 15. 23. ve 41. Tümenleri dün geceden beri doğu kanadından alarak Çal ve Haymana bölgelerine kaydırmıştı. Cephe Komutanlığının bugün, gece yarısından önce yayınladığı 37 numaralı emirde: “4. ve 12. Gruplar yarın karşı taarruz için hazırlanacaklardır. Ancak, taarruzun yapılması için, durumun gelişmesine göre Ordudan emir bekleyeceklerdir. Sakarya kıyılarındaki kanlı boğuşmanın bir türlü bitmemesi, durumu uzaktan seyredenlerin kafasında bazı kuşkuların doğmasına neden oluyordu. Yunanlılar her zamanki gibi daha üstün ve istediklerini elde edecek kadar güçlüydüler. İki buçuk yıl önce İzmir’e kolaylıkla çıkmışlar; Aydın ve Manisa dahil, bölgeyi bir hafta gibi kısa bir sürede, kaşla göz arasında işgal etmişlerdi. Bir müddet bekledikten sonra, Türklerin barışa yanaşmaması üzerine bir yıl sonra tekrar Anadolu’nun içlerine kadar yürümüşler ve iki haftada, Bursa’dan Uşak’a kadar bütün Batı Anadolu’yu ellerine geçirmişlerdi.

Megalo İdea hayali peşine takılmış Küçük Asya Ordusu…

Evet, Megalo İdea hayali peşine takılmış Küçük Asya Ordusu, görünüşe göre kaldıramayacağı büyük bir yükün altına girmiş, bu ağırlığın altında her geçen gün biraz daha ezilip durmaktaydı. Gerçi Kütahya ve Eskişehir savaşlarından sonra bir ara, bir avuç döküntü(!) ama hâlâ ayakta kalmayı başarmış Kemalist Ordusunu, bir vuruşta ezerek Angora (Ankara’ya) ulaşmak kendisine, ne de kolay bir lokma gibi görünmüştü! Fakat olaylar hiç de düşündüğü gibi gelişmemişti. Papoulas, günlerdir kafasında evirip çevirdiği düşüncelerini nihayet kâğıda döküp bir rapor halinde bugün akşam Eskişehir’deki Savunma Bakanı Theotakis’e göndermiş ve bunun ivedi olarak Atina’daki Başbakana ulaştırılmasını rica etmişti. Ordu Komutanı, bütün harekâtı hikâye ettiği bu ayrıntılı raporda, bir bakıma kendi savunmasını da yapıyordu. İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir H. Rumbold, aynı gün (5 Eylül) Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği raporda şunları söylemekteydi: “Sakarya savaşı devam ediyor. Her iki tarafta da zayiatın ağır olduğu muhakkaktır. Türkler bir ara nazik bir durumdaydılar ama mahirane bir şekilde kuvvetlerini bu durumdan kurtardılar. Yunan Ordusu Sakarya nehri ötesini ele geçirmiş olmakla beraber, şimdiki durumda Türkler nefes alacak bir imkân kazanmışlardır. Bu, onların yeniden teşkilâtlanmalarına fırsat verecektir. Türk ordusu, kesinlikle saf dışı değildir. Savaşın şimdiye kadarki başlıca sonucu, her iki kuvvetin yıpranmış olmasıdır ve savaş devam ederse bitkinlikle sonuçlanacaktır…”