Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Milliyetçilik – KÖŞE YAZISI

Milliyetçilik – KÖŞE YAZISI

433
0
PAYLAŞ

Adorno   “Milliyetçilik için  aynı anda hem geçerliliğini yitirmiş hem de güncel olabilen şey“ demişti.

Kökenleri ve gelişimi:Millet kelimesi 13.yüzyıldan beridir kullanılan ve Latince doğum anlamına gelen ‘nosci’ kelimesinden türemiştir. Esasında Milliyetçilik terimi de 18.yüzyıl ve sonlarına doğru yani Fransız Devriminin hem öncesine kadar pek de kullanılmamıştır. Milliyetçilik fikri ilk olarak Fransız Devrim (1789)’da ortaya çıkmıştır…

Bu döneme kadar ülkeler, hakimiyet alanlarına prenslik, krallık olarak isimlendirilmişlerdi. Bu değişim süreci 1. ve 2. Dünya savaşlarında yükseliş trendi en tepe noktasına varmıştır. 1.Dünya savaşının nedenleri arasında birçok küçük Avrupa Ülkelerinde birbirleriyle sürtüşmelerinden kaynaklanmaktadır. 19.yüzyıl ve 20.yüzyıl başlarında Milliyetçiliğin gelişmesi, birçok bölgede yeni toplumların inşasına neden olmuştur.

TDK sözlüğünde ise:“Milliyetçilik, ulusçuluk, ya da nasyonalizm, kendilerini birleştiren dil, târih veya kültür bağlarından bir üst-yapı oluşturabilmiş sosyâl birikimlerin adı olan millet veya ulus olarak tanımlanan bir topluluğun, yaşama ve ilerleme ülküsü” olarak  tanımlanmaktadır.

Rosa  Luxembourg da  “Milliyetçilik burjuva demagogları tarafından çıkarcı bir şekilde manipüle edilen ortak kültür üzerine oturmuş, gerçek birlik duygularını sömüren, ‘yanlış bilinç’ten başka bir şey değil demişti”.

Milliyetçilik, gücünün asıl kaynağını  kitleleri yönlendirmekten almaktadır . Sağ ve Burjuva ideolojisinin  önemli unsurlarındandır.

Emperyalist içeriği   içinde barındırmaktadır.  Milliyetçilik sınıf uzlaşmacılığını getirmektedir.  Halka hizmet etmemektedir. Sınıf bilincinin gelişmesini engellemektedir.  Dünya emekçilerini ayrıştırmaktadır.

Irkçılığa kadar  uzanmaktadır. Milliyetçiliğin yeşerdiği toprak, egemen mülkiyet ve iktidar ilişkisiyle ilgilidir. Milliyetçilik, insanların kendi benzerleriyle bütünleşme yoluyla kendilerini güçlü ve huzurlu hissetmek için   tarihten beri  başvurdukları yollardan biridir.

Bir sınıfın bir başka sınıfı sömürdüğünü gizlemeye yönelmektedir. Yalana dayalı bir resmi ideoloji yaratma ve yayma gayreti  bulunmaktadır.

Bilimsel değil tamamen ideolojik bir tutumu ortaya koymaktadır. Öteki’nin değerleri de milliyetçiliği var etmektedir. Kendini en önemli, en büyük saymayı ortaya koymaktadır. Girişimciliği  değil tamamen tepkiselliği de getirmektedir.

Başkalarına ait farklılıklara , hoşgörü gösterilmemektedir , fiziksel baskıya varan yaptırımlar da uygulanabilmektedir.  Kendisine ait olanı savunmamayı, olmayanı da –sözde-istemeyi getirmektedir.

Düşman eksilmez  imgelerini kurgulamak ve yaygınlaştırmak milliyetçiliğin neredeyse “olmazsa olmazı” olmaktadır. Sürekli ikilik  bulunmaktadır.

İnsanları ayırarak, gruplayarak , sınıflandırarak ve bunu insanların kişilikleriyle  değil de doğum yeri, kan bağına göre  değerlendirmeyi getirmektedir. Milliyetçiliğin gücü, bir “kimlik duygusu ve aidiyet” yaratma yeteneğinden kaynaklanmaktadır.

Bütün bu yanlış edimler toplamından kaynaklı olarak da, halkları  birleştirmeyip ayrıştırmaktadır . Gücün evrensel bir birleştiriciliği yer almamaktadır , aslolan bireyin kendisidir. Milliyetçilik güçle   beslenmektedir.

Bir düşünceyi neden-sonuç ilişkisiyle bağlamadan  , şüphecilikten ve sorgulamadan uzak körü körüne bağlanmayı getirmektedir.

İçinde doğulan şartları olağanüstü  görmeyi sunmaktadır. İnsanın iradesi ile seçemediği ile  övünmeyi getirmektedir.

Mantığın yerine duygularla hareket etmeyi sağlamaktadır. İki ucu keskin bir kılıç gibidir insana deli cesareti verebilmektedir. Aklı da daraltmaktadır.

Sistemin  maşası olup, yapılan  katliamlara tetikçilik yapmayı getirmektedir. Adına can alınabilmektedir İnsana insan olmayı unutturabilmektedir. İnsanı insanlıktan çıkarabilen fanatizmi de sunabilmektedir.

Savaşların çıkmasında veya destek görmesinde yani toplumsal mobilizasyona etkisi  bulunmaktadır.

Yaşamın  merkezine ulusu alıp, ona göre hareket etmeyi getirmektedir.  Dünya barışını da olumsuz etkileyebilmektedir. Devleti ve savaşı yücelterek kutsallaştırmaktadır.

“Ya sev ya terk et“  söylemini ortaya çıkarmaktadır. Tutumları da  kavgayı  beslemektedir. İnsanların hayatına mal olabilmektedir.

Milliyetçilik çağrısıyla sağduyu yaratılması da hatanın en büyüğüdür. Sağduyu bilinçlenmeyi değil aksine uyutulmayı getirmektedir.

Dünyada  büyük bir çıkmaz durumudur. Ne yazık ki;  dünyadaki tüm soykırımlar milliyetçilik kisvesi altında yapılmıştır. Silah tüccarlarının da  işine yaramaktadır.

Milliyetçiliğin antitezi de karşı milliyetçilik değildir. Özgür düşünmeyi ve başkaldırıyı büyük ölçüde sakatlayabilmektedir.

Hükümetlerin  sizi, evladınızı ölüme göndermesi, önlem almaması, koruyamaması vs yapılan bütün hataların üstünü örtmesinde anahtar rol oynamaktadır. Hırsızlığın, yolsuzluğun ve rüşvetlerin, üstünü  örtebilmektedir.

Milliyetçiliğin  etkin olduğu  sistemde , eğitime, iş ve sosyal hayatlarıyla ilgili sorunlarını duyurmaya çabalayan kadınlar değil de, kendisini hayırlı bir eş ve cefakâr bir anne rolüne adamış biat eden  kadınlar ön plana çıkarılmaktadır.

Milliyetçilik militarizmin ve geleneksel ataerkil kültürün büyük ölçüde benimsenmesi nedeniyle cinsiyetçi bir nitelik taşımaktadır. “Türk kadını….şöyledir böyledir, Yunan kadını…

Özgürlüğü değil  boyun eğmeyi getirmektedir. Emek geri plana düşürülmektedir. Sömürü yaygınlaşmaktadır. Nice dayatmalar, baskılar da yer almaktadır.

Ne zaman “ulusal bütünlüğü tehlikeye sokacak” bir olay gerçekleşse “dış mihraklar”dan söz edilmektedir. Bu da devletin ve toplumsal yaşamın her kademesinde milliyetçiliğin bir koruma kalkanı olarak işlev görmesini doğallaştırmaktadır. Milliyetçilik sistemi, anti-demokratik örgütlenmeleri de ortaya çıkarmaktadır.

Milliyetçi düşünce savunulduğunda Kentlerimiz yıkılamaz, hafızamız silinemez!” sloganları sokaklarda yer almamaktadır  .

Ülkenin derelerine “Hes”ler kurulup dağı taşı açgözlülerce işgal edilirken ve milyarlarca yıllık doğal hayat yani, aslında insanın bir parçası yok edilirken:“Dereler kurutulamaz, tosbağalar öldürülemez!” diye haykırılamamaktadır. Sahiller işgal, ormanlar talan edilirken   duyarsızlık ve sessizlik ön plana çıkmaktadır.

Bu sistemde kişinin  düşünmesine gerek görülmemektedir.  Çünkü devlet onun yerine her şeyi önceden düşünmüş ve ona bütün bilgileri hazırlamıştır: “vatan sağ olsun”. . ..

Dünyanın toprağı hiç kimsenin değildir, üstündeki meyveler herkesindir” dünya toprakları tüm dünya insanlarının ortak malıdır.

Teknoloji üretmek,  insanlığa faydalı olmaktır önemli olan  ikilikten kurtulmanın yolu:Evrensel değerlere sahip bir dünya görüşüne sahip olmaktan geçmektedir.