DOLAR 8,65801.42%
EURO 10,17950.81%
ALTIN 487,651,55
BITCOIN 4150271,13%
Ankara
24°

AÇIK

05:14

İMSAK'A KALAN SÜRE

BERLİN-BAĞDAT DEMİRYOLU, ULU HAKAN 2. ABDÜLHAMİD HAN VE ROZA LÜXEMBURG’UN BİR YORUMU

BERLİN-BAĞDAT DEMİRYOLU, ULU HAKAN 2. ABDÜLHAMİD HAN VE ROZA LÜXEMBURG’UN BİR YORUMU

ABONE OL
3 Şubat 2018 16:22
BERLİN-BAĞDAT DEMİRYOLU, ULU HAKAN 2. ABDÜLHAMİD HAN VE ROZA LÜXEMBURG’UN BİR YORUMU
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Deutsche Bank tarafından denetlenen Anadolu Şimendifer Şirketi, 99 yıl süreyle, Konya’dan başlayan ve Karaman, Ereğli, Adana,Hamidiye, Kilis, Tel Habeş, Nusaybin, Musul, Tekrit, Saciye, Bağdat, Kerbelâ, Necef, Zubeyir, Basra üzerinden İran Körfezi’ne ulaşan ana hattın ve İskenderun Körfezindeki Kastopol’a, Urfa’ya, Tel Habeş’den Halep’e, Saciye’den İran sınırındaki Hanikin’e ayrılan yan hatların yapım ve işletme imtiyazını, ayrıca Diyarbakır, Harput, Maraş, Birecik ve Mardin’e uzanan diğer bir dizi yan hattın öncelik hakkını aldı. Bunun dışında Kastopol, Bağdat ve demiryolunun bitim noktasındaki liman tesisleri, kurulacak olan bütün yan tesislerle birlikte Şirkete ait olacaktı. Kilometre teminatı Osmanlı İmparatorluğumda daha önce görülen düzeyi aşıyordu. 16.500 Franktı. (Lorath Rothmann, Alman Emperyalizminin Türkiye’ye Girişi)

ROZA LÜXEMBURG’UN YORUMU

«Bu büyük ‘barışçı kültür eserleri’nin ardında, Küçük Asya köylülüğünün ‘barışçı’ yoldan tümüyle harap edilmesi yatmaktadır. Bu büyük girişimlerin maliyetleri, doğal olarak, çok dallanmış karmaşık bir devlet borçları sistemi kanalıyla, Deutsche Bank tarafından sağlanıyordu. Osmanlı Devleti, sonsuza dek Siemens’in, Gvvinner’in, Helfferich’in, v.b nin borçlusu olacaktı. Tıpkı daha önce de İngiliz,Fransız, Avusturya sermayesine borçlandığı gibi. Bu borçlu bundan böyle, yalnızca istikrazların faizlerini ödemek için devlet gelirlerinden sürekli büyük meblağlar aktarmak zorunda kalmayacak, bu yolla kurulan demiryollarının gayri safi kazançları için de teminat vermek zorunda olacaktı. Burada, en modern tesisler ve ulaştırma araçları, son derece geri, büyük bölümü doğal ekonomi koşulları içinde bulunan, en ilkel bir köylü ekonomisine aşılanıyordu. Doğu istibdadı tarafından yüzyıllardan beri acımasızca sömürülen, köylülerin elinde devlete verilen miktardan sonra, kendi geçimleri için hemen hemen yalnızca birkaç ekin sapı bırakan bir köy ekonomisinin kurak topraklarından, demiryolları için gerekli olan ulaşım ve kâr düzeyini sağlamak doğal olarak mümkün değildi. Ülkenin ekonomik ve kültürel yapısıyla ilişkin olarak, meta alış verişi ve insan ulaştırması son derece gelişmemiş bir düzeydeydi ve bu düzey çok sınırlı ölçüde yükseltilebilirdi. Beklenen kapitalist kârın oluşması için kapanması gereken açık, Osmanlı hükümeti tarafından «kilometre teminatı» adı altında, demiryolu şirketine her yıl düzenli olarak ödeniyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa bölgesindeki demiryollarının yapımı sırasında, Avusturya ve Fransız sermayesince kullanılan bu sistem, şimdi Deutsche Bank’ın imparatorluğun Asya topraklarındaki girişimlerinde uygulanıyordu. Bu ek tahsisatın teminat ve karşılığı olarak Osmanlı hükümeti, Avrupa sermayesinin temsilciliğine, yani Düyun-i’ Umumiye İdaresi’ne Türkiye’deki devlet gelirlerinin ana kaynağından bir dizi vilâyetin aşarını devretti. 1893-1910 yılları arasında Osmanlı hükümeti, örneğin, Ankara demiryolu ve Eskişehir-Konya hattı için 90 milyon Frank ‘tahsis etti”. Osmanlı hükümetince Avrupalı alacaklılara sürekli rehin edilen ‘aşar’, çok eski dönemlerden beri köylülerin doğrudan buğday, koyun, ipek, vb. gibi ürünleri teslim etmesine dayanıyordu. Aşar, doğrudan değil, devrim öncesi Fransa’sındaki ünlü vergi toplayıcıları türünden mültezimler tarafından toplanıyordu. Devlet bu mültezimlere acık arttırma yoluyla, yani en fazla arttırana, her vilâyette tahmin olunan teslimatı peşin para karşılığında önceden satıyordu. Bir vilâyetin aşarı bir madrabaz ya da alacaklılar gurubunca elde edilince, bunlar her sancağın (kazanın) aşarını bir başka madrabaza satar; bunlar da, kendi paylarını daha küçük aracılara devrederlerdi. Her kes yaptığı masrafı çıkarmak ve mümkün olan en büyük kazancı toplamak istediğinden, aşar, köylüye yaklaştıkça bir çığ gibi büyümekteydi… İşte, Avrupa sermayesinin yürüttüğü kültürel çalışma kanalıyla, ‘Türkiye’nin iktisaden kalkındırılmasının iç mekanizması.»

(Rosa LU XEM B U RG : «Seçilmiş Konuşma ve Yazılar cilt I, s. 235-297.)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.