Ana sayfa Köşe Yazarlarımız SEVGİLİ Lİ Lİ LİLİ YÂR

SEVGİLİ Lİ Lİ LİLİ YÂR

1906
0

Öğretmenevinin köşesinde karşılaştık insan irisi abiyle. Takım elbiseli, bıyıklı, kelli felli…

Sağ kolunun altında normal bir insan evladı boyutunda pelüş bir eşek…

Artık nasıl “Tamam abi anladık yenge çocuk ruhlu ama eve kadar nasıl gideceksin?” anlamında baktıysam… O birkaç saniyede çaresiz gözlerle konuştu benimle;

Kardeş valla göründüğü gibi değil. Elimdekine bakma, çok sert bir adamım ben aslında… Askerliğimi komando olarak yaptım. Ayrıca gayet disiplinli bir kamu kurumunda gayet kuralperver bir müdürüm… Muhafazakârım aynı zamanda… Sağ kolumu komple kapatan pelüş eşeğe bak­ma… Tamamen hediye, maksat yengen sevinsin.

Muhtemelen son dakikaya bırakmıştır hediye seçimini ve az önce arayan yengeden ültimatom tadında bir kalay yemiştir…

Aloo…Yani bravo yaa… Başka bişiycikler demiyo­rum ben sanaaaa. Yani giyinmişim süslenmişim bekliyorum ayazda… Bir Allah’ ın günü geç kalma yaaa, bugün bari yaaa…

Hanımının mevcut sinirini algılamayı, yengenin dilini damağına vurdurma maharetiye çıkardığı cık cık cık sesiyle perçinleyen günün anlam ve öneminin mağduru abi için, tırım tırım tırsma zamanıdır.

Gel de açıkla yengeye, hediye seçimini son güne bırak­tığını… Hangi edebi cümleleri kurarsan kur, kurtarmaz. Acele tarafından iç sesiyle bir fıkirleşme başlar.

Kelli felli abi: OflffF ne hediye alacağım ben şimdi yaaa?

Kelli felli abinin iç sesi: Parfüm?

Kelli felli abi: lyghh! Çok klişe…

Kelli felli abinin iç sesi: Siyah incili kolye?

Kelli felli abi: Olmaz… Doğum gününde almıştım.

Kelli felli abinin iç sesi: Kıyafet, kıyafeti tamamlayan bir ayakkabı…

Kelli felli abi: Allah korusun beğenmez, üstüne ol­maz…Neme lazım!!!

Kelli felli abinin iç sesi: Daha karar verme aşamasında tırtladık.

Kelli felli abi: Ben direk para mı versem? Ya da kredi kartımı… Ne istiyorsa kendisi alsa…

Kelli felli abinin iç sesi: Çok şeyce olmaz mı?

Kelli felli abi: Neyce?

Kelli felli abinin iç sesi: Odunca…

Kelli felli abi: Buldum buldum, evreka… Pelüş oyun­cak…

Kelli felli abinin iç sesi: Olur valla… Hem yenge de çocuk ruhlu…

O an bittiği andır işte…

Hadi çarşının ortasından evine kadar giden yolu dü­şünmedin diyelim.

Yaşıtın insanların sana olan bakışlarına da aldırmadın.

” Ayy bu çok güzelll…” diyen hanımına, ” sen daha iyilerine layıksın” dedin. Evet pelüş oyuncağa sevinen ha­nımına, sen daha iyilerine layıksın, dedin.

Sanki resmen bir daha ki sevgililer gününde pelüş at alacağının garantisini verdin.

Eleştirisel yaklaşımı bir yana koyuyorum, hakkını da yemiyorum, gerçekten günü kurtarma açısından alkışı hak ettin.

Bugünü sevgilisiz geçirenlerden biri olarak, bir miktar hasetlenmemizi de mazur göreceksin.

Haliyle 14 Şubat Sevgililer Gününü yalnız geçiren biz­lerin açık hedefisin.

Kolundaki eşek kadar pelüş eşekle bilinçaltımızdaki isyanın, karikatürize edilmiş halisin.

Senin açından bakınca da biz komiğizdir değil mi? Yani 14 Şubat sevgililer için Sevgililer Günü ama sıradan bir pazartesi, perşembe yahut cumartesi biz yalnızlar için.

Gez, göz, arpacık hizasını bir parçacık şaşırıp, okunu bir türlü denk getiremeyen Eros’ un yeteneksizliği mi der­sin?

Armudun sapı, üzümün çöpü diyen kabzımallığımıza mı verirsin?

Bu yıl da 14 Şubat’ı bir başımıza geçiren bizlere de Allah müstehakımızı versin.

Kelli felli bey abi çarşıdan evine giden yolu nasıl bitir­di? Eve varınca, hediyesini yenge hanıma verince nasıl bir reaksiyon gerçekleşti?

Kafamda deli sorular ve kelli felli abi için güzel temen­nilerle, en iyi eve gidip mısır patlatıp güzel bir film izlemek derken telefonum çaldı.

Ati, neredesin kanki?

Eve gidiyorum.

Yardımına ihtiyacım var dostum. Hem yemek yeriz, hem de bir konuda desteğine ihtiyacım var.

Neredesin sen?

Aralık sonu ocak başındayım.

Ben Şubat’tayım kardeşim.

Restorant’ tayım kanki yaa…

Anladım kardeşim 10 dakikaya oradayım.

14 Şubat’ın Cumartesi gününe denk gelmesinden olsa gerek, restoran hınca hınç dolu… İğne atsan birine batacak bir kalabalık…

Kankim hoş geldin.

Hoş buldum dostum.

Siparişleri vermedim, seni bekledim ne yersin karde­şim?

Bir buçuk İskender…

Üstüne de künefe söyleyeyim kardeşim.

Söyle de hayırdır kardeşim? Kupon mu tuttu iddaada?

Yok be dostum, içimden geldi.

Dur ben bir elimi yıkayıp geleyim.

Lavabonun önündeyim, alt tarafı elimi yıkayacağım ama dehşetengiz bir kalabalık. Erkekler kısmının önünde güvercin gibi dizilmiş hem cinslerim, zannettim ki sıra var. İçerden çıkanlar olmasına rağmen bekleyenlerden kimse içeri girmiyor.

Allah Allah bu ne anlamsız bir kalabalık demeye kal­madan içerden çıkan Selin görünümlü Ke?ban “Aşkım çok özür dilerim, sevgililer günümüzün bu güzide 20 dakikasını seni tuvalet önünde bekleterek geçirdim.” deyince mevzuya uyandım. “Olsun hayatım seni bir ömür boyu beklerim” diyerek dişisinden centilmenlik ödülünü bir buse ile almayı bekleyen erkek kişisini görünce… Kız arkadaşla­rını tuvalet önünde bekleyenler sürüsünün arasından gir­dim, lavabo bomboş haliyle… Altı kuru keyfi yerinde kala­balık, dizi dizi lavabonun önünde…

Gülümseyerek geliyorum masaya…

Hayırdır kanki, dükkân mı açık kalmış?

Yok be kardeşim… Erkekler tuvaleti bomboş ama önünde bir sıra… Millet lavabodaki kız arkadaşlarını bek­leme nöbetinde… Bitmez bunların askerliği… Neyse boş ver onları da senin mevzu neydi?

Şimdi tam olarak şöyle kardeşim. Benim kız arkada­şım bana hep biraz duygulu olsana der, biliyorsun. Ben de bu sevgililer gününde oturup şiir yazayım dedim. Hani böy­le baş harflerini yukarıdan aşağı okuyorsun da ismi çıkıyor ya…

Akrostij mi?

Evet akrostij…

Bakayım ne yazmışsın… D-i-l-r-u-b-a… Eeee gayet güzel olmuş kardeşim, akar bu akrostij, yengenin kalbine kalbine…

Ama sonunda yumuşak g var kardeşim…

Dilrubağ mı?

Evet ben de tıkandım yumuşak g de…

Dilruba yaz bırak sen de… Sondaki ne kadar gereksiz bir yumuşak g olmuş.

Öyle deme kardeşim yaaa.. Yazmam gerek…

Haklısın kardeşim… Yazarsan Dilru bağ olur, yaz­mazsan dağ olur.

Ne yapacağım dostum ya…

Ahaa yemekler de geldi. Dur aç karnına düşünmeye­lim, yemeklerimizi yiyelim öyle bir düşünelim.

Yemek yenir, üzerine de künefe, kahveler de söylenir en ortasından…

Eee dostum ne yapacağız?

Güz ile başlayan bir cümle yazalım kardeşim. Ama sen o güzün g sini yumuşatarak söyle… O kadar yumuşak söyle ki güz bile kendisini yaz mevsimi sansın… O dere­ce…

Olur mu diyorsun öyle?

Neden olmasın? Sonuçta sen koymadın ya yengenin isminin sonundaki yumuşak g yi… Yumuşak g ile başlayan bir kelime de bulamayacağımıza göre… Ama bana kalırsa kardeşim…

Evet kanki… Fikrim geldi bakışın bu senin, hadi he­men söyle…

Güzel bir çift ayakkabı al kardeşim… Sonra verirken de ki yengeye; ayakların…

Geçeceksin o ayakları derse?

Yahu bi dinle… “Ayaklarını seviyorum çünkü onlar seni bana getiriyor” de…

Süpersin kardeşim… Tuttum bu fikri, on numara beş yıldız… Seneye de elleri için, öbür sene de gözleri için bir hediye…

Kahveyi içerken gözüm karşı masadaki çifte takılıyor.

Sürekli terleyen efendiden bir adam ve karşısında muhtemelen hanımı olan bakımlı bir yenge…

Yengemiz, garsonu resmen emir eri yapmış habire bir şeyler sipariş veriyor.

Masaya konan her yeni tabak, adamın yüzünde bir çizgi daha çiziyor, dört tarafı ter beziyle dolu kara parçası oluyor adam… Muhtemelen 13 Şubat’ta kavga etmiş bun­lar, herif ertesi güne hanımla küs girmeyeyim diye, dünkü kavgayı unutturmaya çalışıyor.

Olmaz iki gözüm, olmaz ciğerim kadın unutmuş gibi yapar ama asla UNUTMAZ.

Tatlılara geçildiğinde adamın alnındaki çizgiler yazı halini alıyor.

Yaklaşıp iyice efendiden adamın alnındaki yazıyı oku­maya çalışıyorum.

” Allah’ım neydi günahım?” yazıyor.

Ahretlik dostumla vedalaşıp eve doğru yol alıyorum. Pamuk şeker gibi bir çift görüyorum… Bembeyaz saçlı ikisi de…

“Teyze sevgililer gününüz kutlu olsun” diyorum.

“Ne sevgilisi evladım, evliyiz biz evli… Hem sevgi bizim zamanımızdaydi evladım şimdiki sevdalar laylondan, laylondan…” deyip söylene söylene devam etti yoluna… Amca sanırım andropoz mahcubiyetinde, konuşmadı bi­le…

Yol boyunca ellerinde güllerle kızlar, kucağında hedi­yeleri el ele çiftler…

Koca koca ilanlar… Sevgililer gününe özel kampanya­lar… Sevgi gösterileriyle dolu kumpanyalar…

Markete giriyorum, şarküteri bölümünde bile günün anlam ve önemine uygun ürünler… Bir peynir markası me­sela… Kalp şeklinde kesilmiş kaşar… Maçan sıkıyorsa al hadi… Al da ver sevgiline ” Sevgilim bu güzel günde en sevgi dolu tostları yapalım diye aldım, al kalp şeklinde ka­şar peyniri” sıkıyorsa de hadi…

Alışverişin hemen ardından biraz koşar adım ama daha çok güler adım ve hatta aklıma geldikçe kalp şeklindeki kaşar peyniri konusunda şirketi güne özel reklamcılık an­lamında över aidim yürürken çarpıştık. Donkk diye… Kaza mahalli; manavın köşesi…

Masmavi gözlerini gördüm önce, omuzlarından aşağı dökülen upuzun saçlarını, kar beyaz yüzünü, ellerini, yüzüksüz parmaklarını, bembeyaz dişlerini… Dişlerine kadar görmeme sebep gülümseyişini… Ayağım çarpınca patlayan poşeti gördüm sonra, poşetten yuvarlanan patatesleri…

Çok af edersiniz… Sekizde sekiz ben kusurluyum. İyisiniz değil mi?

Ben iyiyim de patatesler…

Poşet patates olunca haklısınız.

Bir koşu manava gidip sıfır poşet alayım dedim.

Selamun aleyküm dayı, şuradan iki tane poşet alıyo­rum.

-Bir lira…

Buyur? İki tane poşet bir lira mı dayı?

Sevgililer gününe özel poşetler bunlar yeğenim, bak kalpli malpli…

Acelem olmasa seninle polemiğe girerdim dayı ama cidden acelem var, şuraya bırakıyorum bir lirayı, hayırlı işler.

Poşetin içine bir poşet daha geçirip, dağılan patatesleri tek tek toplayıp koyuyorum poşete…

Zahmet oldu size de…

Ne demek ne zahmeti? Bu mahallede mi oturuyorsu­nuz?

Evet siz?

Ben de bu mahallede oturuyorum. Gideceğiniz yere kadar taşıyayım poşetleri…

Zahmet olmasın?

Ne zahmeti dedim ya az önce, tekrarlasam yeridir… Rica ederim ne zahmeti?

Malum sevgililer günü telaşınız o yüzden miydi?

Hayır benim için bugün sıradan bir Cumartesi… Siz? Alışveriş sevgililer günü için mi?

Yoo… Yani benim için de bugün sıradan bir Cumar­tesi …

Yol boyunca susulur… Tam ” Ben poşetleri alayım, çok teşekkür ederim.” dendiği an, bir daha görememe endişe­siyle telefon numarası istenilme merasimi… Ayaküstü ce­vapsız çağrılaşma aktivitesi, saygı duruşu, kapanış…

Akşam saatleri…

Önce meteorolojik muhabbetler, havadan sudan…

Epey bir konuşmanın ardından iyi geceler sms leri…

Ve kapanış;

Keşke dün çarpışsaydık.

Neden?

Bugün bir hediyen olurdu.

İlahi sen…

Anlaşılan bizim Eros bile ekonomik boy… Ve aka­binde karşılıklı bir sürü gülümseme işareti.