DOLAR 8,64430.18%
EURO 10,14450.24%
ALTIN 493,040,17
BITCOIN 365703-2,23%
Ankara
16°

PARÇALI BULUTLU

13:02

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

KIŞ-KÖŞE YAZISI

ABONE OL
13 Ocak 2018 11:57
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kış kışlığını göstermeye başladı. Devamı zaten aşikâr…

İlk kar yağdı ama tutmadı. Tutturana kadar yağacak, üzerine de Polatlı’nın kuru ayazı…

Ev kuzey cephe ve son kat, Allah’ tan sıcakkanlı insanla­rız hamdolsun da ev üşütmüyor.

Kombi 60 derecede bile naif naif yanıyor, o kadar zarif ki sırf kendini sıcak tutuyor. Çocukluğumun haber spikeri Ersin İmer’ e inat gecesi don, gündüzü ayaz, tek çare yün içlik gibi görünüyor. Soğuk kış gecelerinde, siyah beyaz televizyondan tüm Türkiye’ ye donsuz geceler dilerdi. Po­latlı’nın soğuğu onun bu dileğini pek iplemezdi.

Kombi dediğimiz icada gelince, ne kadar yoğuşmalı olursa olsun, kombi neticede…

İnsan özlüyor “Süsler” marka sobayı, üzerinde çaydanlık ve beş dakikada Beşiktaş pişen kestane kebabı… Hele ku­zine tarzı soba olduğunu düşünsene, kül kısmına da yatıra­caksın patatesleri, 20 dakikaya kadar ev yapımı kumpir emrinize amade…

Ne zaman ki şu haberi okudum, amma soğuk, gözüm dondu demekten vazgeçtim.

Hakkâri’nin bir köyünde dört kardeşten biri oldum.

Hakkâri1 de dörtj<ardeş… Kevser 7 yaşında, Ümit 11 yaşında, Nursel 13 yaşında, Übeyt 14 yaşında… Aynı okulun ilk ve ortaokullarına gidiyorlar. Daha doğrusu bir gün iki kardeş, diğer gün diğer iki kardeş gidiyor okula…

Öğretmenler bu durumu fark edince önce çocuklara soruyor, cevap alamıyor. Çocukların evlerine gidiyor sınıf öğretmeni ve okulun rehber öğretmeni… Çocukların du­rumlarını, anne ve babaya soruyorlar.

Baba Zübeyt çobanlık yaparak 6 çocuğunun geçimini sağlamaya çalışıyor. Öğretmenler, çocukların babalarıyla çocukların durumları hakkında konuşmaya başlıyor.

Zübeyt bey çocukların devamsızlıkları sınırda… İkisi bir gün okula gelse, diğer ikisi gelmiyor. Neden böyle, ço­cukları vardiyalı şekilde çalıştırıyor musun tarlada tapanda?

Yok beyim. Çocuklarımın okula gitme azmi beni duygu­landırıyor. Tek isteğim okuyup iyi yerlere gelmeleri…

İyi de Zübeyt çocuklar okula neden gelmiyor?

Geliyorlar beyim…

Gelmiyorlar Zübeyt bey… Dördü birden gelmiyor. Bak çocuklar devamsızlıktan kalacak sınıfta haberin olsun.

İmkânlarımız ölçüsünde yolluyoruz okula beyim…

13 yaşındaki Nursel öğretmenlerine ayakkabı ve montlarını gösteriyor. 2 ayakkabı var evde, 2 de mont… 13 yaşın­daki Nursel, 14 yaşındaki abisi Übeyt’le aynı ayakkabıyı giyiyor. 0 okula gittiğinde Übeyt evde kalıyor. Mont du­rumları da aynı…

7 Yaşındaki Kevser de aynı durumu abisi Ümit’ le yaşı­yor. Ümit mont ve ayakkabıyı giydiğinde Kevser evde kalı­yor.

Hiç beklemedikleri bu durum karşında, öğretmenlerin yürekleri burkuluyor. Neyse ki öğretmenleri ana fikri yok­luk olan bu konuya yürek basıyor.

Bot, mont, kazak, kırtasiye gereçleri alınıyor çocukla­ra…

Babaya daha güzel bir iş…

Eve kömür…

Sosyal dayanışma…

Okul, öğretmen, veliler, komşular…

Halden anlayan, insan olur, iyilik yakışıyor insana…

Bu gönül imecesi yüzüme kocaman bir gülümseme kon­dururken, gazetenin sayfasını çevirdiğimde görüyorum O’ nu…

O, 8 Çocuklu Bir Anne…

Barındığı yer kar altında kalınca, 8 yavrusunu kardan korumak için tek tek inşaat halindeki bir binaya taşıyor.

Anne yüreği, her canlıda aynı…

Ve kış her canlıyı aynı ayazla üşütüyor.

Soğuktan donmak üzere olan yavrularını ağzıyla 300 metre ilerideki inşaat halindeki binaya götürüyor.

İlçede, o bölgede görevli polis ekipleri hayvancağızın bu davranışını görüntüleyip belediye yetkililerine bildiriyor.

Adamlar inşaata bir giriyor ki; hayvancağız yavrularını inşaatın bodrum katındaki bir kilimin üstüne taşımış, 300 metre öteden…

Belediye yetkilileri inşaata gelerek yavruları ve anneleri­ni barınağa götürüyor.

Belediye Başkan yardımcısı abla konuşuyor;

– Bu anne ve sekiz yavrusunun aşılarını yaptırıp, kış bo­yunca barınağımızda bakacağız, yavruları sahiplendirmek de nasip olur inşallah…

 

 

Hanımefendi konuşurken, sekiz yavrusunu inşaata taşı­yan hanımefendinin gözleri uzaklara dalıyordu, çok uzakla­ra…

Konuşan hanımefendi barınak demişti ya ve yavruları sahiplendirmekten bahsetmişti ya…

Yavrularını yatırdığı kilimin üzerine bir yaş düşürdü, bir yaş daha…

Şaşkınlıkla bakındı etrafına…

Bırakıp giderken bile göz göze gelmemeye özen göste­ren sahibinin gözlerini aradı, son kez baksın ve görsün çaresizliğini diye, umutsuzca…

Hoş geldin abla dedi yanındaki Terrier…

İlla ki yeni sahipler aradı benim için, bulamadı. Zorun­luluktan getirdi beni buraya mutlaka… Uzak şehre tayini çıktı. Hanımı bahçeli ev olduğu için katlanıyordu zaten ba­na… Belki artık apartman dairesinde oturacak, ondan ala­madı beni de yanına…

Bazen öyle olmuyor o işler abla dedi Terrier…

Yok, yok kesin öyle oldu. Yoksa ne işim var benim ba­rınakta?

Kendimden örnek vereyim mesela dedi Terrier… Dün akşam kulübemdeydim, bugün burada…

Yeni bir sahibe, yeni bir aileye, yeni bir muhite alışmak da zor olacak… Nasıl hemen sahipleniyorlar mı burada?

O iş biraz yaşa bakar dedi Terrier… Bizim iş yaş yani, baksana sevimli yavrular var, şirin mi şirinler… Bu çitlem­bikler varken bizim yüzümüze bakmazlar gibi geliyor ba­na…

Sahibim… Şimdiden özledim. Burası çok kötü…

Bu soğukta dışarıda olmaktan iyidir abla…

Koridorda ayak sesleri…

-Yaşasın… Yapamadı bak gördün mü? Geldi işte, geri geldi beni almaya…

Sesler uzaklaştı.

Yemek saati, mama dağıtıyorlar galiba dedi Terrier…

Yeniden ayak sesleri…

Tamam bu sefer kesin o…

Gelenler bakımevi çalışanları bir yandan mama dağıtı­yorlar bir yandan da akşam oynanacak maçı konuşuyorlar aralarında…

Fener alır kardeşim, son dört hafta kalmış bırakmaz artık…

Valla bırakmışlıkları mevcut… Beşiktaş’ın kadro bu sene taş…

Giriyor musun iddiaya?

Yemekle tatlısına?

Olur. Zaten maçı da burada seyredeceğiz.

Tam suyu verirken yeni gelen köpeğin gözüne takılır, görevlinin gözleri…

Abi bu yeni gelmiş galiba… Ama bakar mısın ağlıyor ya…

Yavruları falan varsa… Yazık yaaa… Ha bir de hayvan­lar hisseder kardeşim. Bak ne yazıyor kulübe kapısındaki kartta?

Anaaa ameliyat mı olacakmış? Hasta demek ki… Tüh yazık yaa…

Hadi çıkalım, maçtan sonra veteriner bey de gelecek herhalde… Devre arası da şuraları biraz temizleyip, topar­layalım.

Koridorda ayak sesleri kesildi.

Orta kalite mamaya rağmen, iştah kesildi.

Ümit kesildi.

El ayak çekildi.

Duvarı nem insanı gam yıkar derlerdi hani onun için de aynısı… Gam yüklü kervanlar onu da kattı önüne… Uzun zamandan beri ağrıları vardı.

Sokakta geçirdiği bir yıl onu ciddi anlamda yıpratmıştı. Bir yıl olmuştu sahi… Ama ne zaman kapalı alanda bir ayak sesi duysa irkilirdi, sahibinin geldiğini zannederdi. Yani ağrılarının sebebini bilmiyordu ama yarası hep ilk günkü gibi…

Maç bitmişti herhalde ki koridorda yine ayak sesleri…

İstemsiz irkildi yine birden…

Korkma…

Dedi merhamet dolu, yumuşacık bir ses…

Gel bakalım cancağızım…

Görevli önde o arkada, upuzun koridoru birlikte yürüdü­ler.

Uzun, ince bir koridor…

Hayat gibi…

 

 

Koridorun sonunda bir ışık, cennetimsi…

Masaya uzandı.

Hırçın bir tavırda mı olmalıydım derken kendine… Hay­ret gayet sakindi.

Görevlinin iğneyi tuttuğu elini yaladı, el sallar gibi kuy­ruğunu salladı. İğne ön patisinden içeriye doğru daldı, sızıyı duymamaya çalıştı, bahçeli bir ev, yemyeşil çimenler, sahibi ve hamak, başı ağrımaya başladı, göz kapakları ağırlaştı. Sesler uzaklaştı. Sahibinin arabasının arkasından koşuyor­du, nefes nefese değildi, son nefesi masada kalmış gibiydi.

Sahibinin arkasına bakmadan bindiği ve hızla sürdüğü arabanın arkasından tüm ruhuyla koşuyordu.

Soluklanmak için durdu. Durduğu anda yine sesler duy­du. Gözünü zorlukla açtı. O açmaya çalıştıkça gözleri kendi­liğinden kapanıyordu.

Tanıdık bir ses duydu. Yan kafesteki terrier…

Geçmiş olsun, yırttın abla… Ben çok korktum, uyuta­caklar seni diye… Yani uyutmak deyince itlaf edecekler diye çok korktum.

Ne oldu bana?

Ameliyat oldun abla…

Bir hafta kadar sonrası, ağrılarından eser kalmamıştı. Ve yaşlı bir çift tarafından da sahiplenilmişti. Hayatının en gü­zel bir yılını geçirmişti ki…

Önce evlerinin beyi öldü. Kalpten gitti diyorlardı, evet bir kalbi vardı sahibinin, hem de o kadar iyi kalpliydi ki… Bir ay geçmeden de evin hanımı vefat etti. Önce hiç gelen giden, arayan soran olmadı. Sonra bir sürü adam, koca koca makinalar geldi. Ev yıkıldı. Yine sokaktaydı.

Derken önce anne oldu, sonra kış geldi, kulübe gibi özene bezene yaptığı evleri ağır kar kütlesini taşıyamadı, yıkıldı. Allah’ tan evlatlarına bir şey olmamıştı.

Çocuklarından birinin bacağını hafifçe ısırmasıyla kendi­ne geldi.

Yıllar öncesine dalmıştı, kafasını kaldırdı, diğer evlatları­na baktı, hepsi gözlerini dikmiş belediye görevlilerine bakı­yorlardı.

Başkan yardımcısı hanımefendi halâ konuşuyordu. Geçici olarak barınağa almaktan, yavrularını da sahiplendirecekle­rinden bahsediyordu.

Büyüdüklerini görene kadar başlarında durmalıydı, yav­rularını sahiplenenler terk ettiklerinde, yavruları onun ya­şadıklarını yaşamamalıydı. Ama mevsim kıştı.

Her kış yavrularını anne sıcağıyla ısıtsın, başka bir şey istemiyordu.

 

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.