Ana sayfa Köşe Yazarlarımız 6′ YI ISKALAYINCA 9’A- KÖŞE YAZISI

6′ YI ISKALAYINCA 9’A- KÖŞE YAZISI

3024
0

Yeni yıla girmeye dakikalar kala…

Ev kalabalık, misafirlerin büyükleri masada, küçükler ve ortancalar tombalada… Efendim bendeniz de annem ve teyzelerimin maharetlerini sergiledikleri yemeklerden fazla kaçırınca… Yeni yıla girene kadar tutabilir miyim acaba diyerekten titreşim modunda…

Kendi kendime diyorum ki,

Rahat ol Ati, daha on dakika var geri sayıma…

İçim dolu dolu girmeyeyim yeni yıla dedim ve çevirdim pusulamın istikametini koridorun sonundaki istasyona…

Rahatlığın bir tık yukarısı… Mekânın rahatlığı, akustiği, su sesi derken resmen gevşek davrandım sayılabilir hatta…

Dört dakika kala kalkmak için bir hamle yaptım ama…

Hooppp nereye gidiyorsun? dedi, bay lavabo…

Yeni yılı bekletmeyeyim, sabah yine görüşürüz mutla­ka…

Dediğim anda gökyüzü sökülüp gelir gibi bir guruldama, sanki göğüs kafesimden karnıma oradan da güneye doğru bir baskı, ruhum sele karışıyor sanki… Boy vermiş gibi ca­nına yandığımın bağırsakları…

Hani fetih esnasında şahmerdan ile vura vura kırarlarmış ya kale kapılarını… Hah işte öyle şahmerdan bir sancı, vura vura açmaya çalışır, bir de şarkı tutturur; aç kapıyı bezirgân başı…

Nasıl bir gürültü, gurul gurul akıyor içimin ırmakları… Sular seller gibi gidiyor, dayanmaya çalışıyor baraj kapakla­rı…

Ne gülebilir, ne öksürebilir ne de hapşırabilirsin ya adam akıllı…

Bay lavabonun beni göndermemekteki ısrarını anladı­ğımda, iki dakika on saniye kalmış geri sayıma…

Ve dejavuuuuu…

On dakika önce aynı mekânda yaşadıklarımı hızlandırıl­mış tur şeklinde tekrar yaşıyorum…

İki dakika on saniye…

Yeni yıla gecikiyorum, bir zamanlama sorunum var bes­belli… Belediyenin peş peşe patlattığı havai fişeklerin ses­lerine, eski yılda kalacağım endişesiyle, donu tumanı topar­layıp çıktım ki, ohoo millet yeni yıla girmiş bile…

İnsan bir parça utanıyor haliyle… Düşün lavabodasın ve o esnada belediye havai fışeklerler patlıyor. Perdeler çekili, televizyonun da sesi falan, ne bilsin evdekiler, havai fişeği Polatlı Belediyesi değil de ben patlattım sanıyor. Neyse ki ben çıktıktan sonra patlattılar, sona kalan bir kaç havai fişeği de insanın içi ancak öyle rahatlıyor.

Tüm dünya yeni yıla geri saya saya girerken, ben saydıra saydıra girince ve şahsen yeni yıla girilen yer, konum ve durum düşünülecek olursa, bu yılın nasıl geçeceği endişesi de ister istemez doğuyor.

Yeni yıl piyango çekilişlerinin sonuçları açıklanırken büyük ikramiyenin yer tespiti…

Bizlere çıkmadığı anlaşılınca bari amorti vardır inşallah temennisi…

Ve yeni yılın ilk sabahı…

Gözlerimi açtığımda öğlen olmuş. İş stresi de olmayınca yayıldıkça yayılıyor insan, geniş geniş kahvaltı…

Evde her şey yerli yerinde, annemin babamın yüzleri hiç değişmemiş, aynadaki yüzüm de dünkünün aynı… Hık de­miş kendi burnumdan düşmüşüm. Sokak aynı, binalar aynı, karşı komşu aynı…

Ama bir tuhaflık var sanki…

Her yeni yıl sabahındaki gibi, gazetede yılbaşı piyango­sunun sıralı listesinden biletlerimize bakmış babam… Her yeni yıl sabahındaki gibi tırt çıkmış, amorti bile yok.

Bizim oğlan uyansın, bilgisayardan baksın bir de ha­nım…

Para parayı sever bey… Zenginin birine çıkmıştır, bize çıkacak hali yok ya zaten…

Gözüm görmüyor ki hatun, kaçırdım belki gözden…

İyi uyanınca baksın madem…

Madem yepyeni bir yılsın, teselli ikramiyesi tadında bir müjde versene!

Ama yok, talih oyunlarındaki talihsizliğimiz de aynı…

Eskiden, kendiliğinden kurulan hayallerin piyango çeki­lişleri canlı yayın garantisindeydi. Üzerinde rakamların yaz­dığı topları tutan hanım kardeşler, rakamların yazdığı kart­ları bulup o kartları kaldırmaları, her şey gözümüzün önün­deydi. Şimdi banttan yayın, başa sar sar izle.

Bilet fiyatları bakımından baktığında durum her yıl ol­duğu gibi, şansın hayal kurmakla alakalı tarafı da çok daha pahalı bu devirde… Biletleri aldığın günü hatırla, biletçiye diyorsun;

4 çeyrek, iki yarım…

Sonra ekliyorsun;

Soğansız olsun, zahmet olmazsa ekmeği biraz kızarta­lım, içini de alalım.

Efendim, ne dediniz, anlamadım?

Umut diyorum, fakirin ekmeği…

Çıkmaz deyip şansımı denemeyeceğime, çıkmaz deme­yip şansımı denedim bu sene de… Bu da benim şansıma dediğim bileti alıp bakıyorum, sonuç; hayy elimin terazisi­ne…

Üstelik bileti almadan on beş yirmi dakika önce… Onca şanssızlık içinde, bu şans değilse ne? Bakar mısın sen şu talih kuşunun yaptığı pisliğe?

Bir kuş ki reklâmlardaki adıyla talih kuşu, rotası da tam benim yürüdüğüm cadde… Hadi buna tesadüf de… Rüz­gârdı, kuşcağızın uçuş hızıydı, sürünün içinden sadece o kuş içini bana dökerken laapp diye saçımı, omuzumu ve en sevdiğim montumun kolunu boyamasının adı; şans işte…

Şans dediğin şey şanssızlıkla iç içe..^

Bakış açına kuş girsin diye, açayım mı bir pencere?

Okul yaptırırım’ dan, bir ev bir araba alır gerisini dağıtı­rım’ dan, uzun bir tatile çıkarım’ dan, önce karıyı boşarım’ dan, altmışlı yaşlardakiler için bu yaşta parayı ne yapayım’ dan başlayıp devam eden türlü türlü hayalperestliklerden ziyade…

Piyango talihlilerinin en talihli talihsizini hatırlıyorum.

Tüm televizyon kanalları aynı adamla röportaj halinde…

Her kanalda aynı adam, arkadaş bu nasıl piyango talihlisi diyor insan, zira röportajlardaki adamın parayla alakası yok gibi, gayet pejmürde…

Şimdi de Piyangonun büyük ikramiye talihlisiyle sohbet için muhabirimize bağlanıyoruz.

Son derece düzgün diksiyonu ve diksiyonu kadar düz­gün kıyafet seçimiyle muhabir hanım;

Merhaba beyefendi…

Merhaba abla…

Az rastlanır hatta hiç rastlanmaz bir piyango talihlisi olarak üç yılda iki büyük ikramiye size çıkmış doğru mu?

Evet abla, evvelsi sene büyük ikramiye çıktıydı.

Nasıl değerlendirdiniz ikramiyeyi?

Değerlendiremediydik abla…

Nasıl yani?

İkramiye çıktı çıkmasına da bizde şans yok, bilet sahte çıktı abla…

Geçen yıl ki büyük ikramiye de size çıktı, değil mi?

Evet abla…

İkramiyeyi nasıl değerlendirmeyi düşünüyorsunuz?

Hiççç güzel ablam…

Hiç mi düşünmediniz, hiç mi hayaliniz yok?

Hayallerimiz hiç oldu abla…

Anlamadım sayın talihli. Geçen yıl ki ikramiye parasını nasıl değerlendirdiniz?

Para yok ki güzel ablam…

Nasıl yani sayın talihli, aşk olsun bize de mi lo lo?

Talihli deyip duruyorsunuz güzel ablam ama dedim ya bizde şans yok ki… Bilet sahte çıkar korkusuyla, bileti üç beş aşağısına bir insana sattım.

Eeee?

Eee’ si, insan değilmiş. Bu sefer de paralar sahte çıktı.

Peki, bu talihsiz talihliden daha talihsiz bir talihli örneği gösterebilir miyiz?

Elbette…

Bakınız; ben…

Söylemesi çok güç, anlatamam yaşaman lazım denir ya hep… İşte öyle bir durum…

Laf aramızda, bu yılda bir farklılık, bir tuhaflık var deyip duruyorum ya…

Midemin azizliği falan derken, üzerinize afiyet galiba ben yanlışlıkla 2019′ a girmişim.

Tam ben iki bin on 6′ ya girecekken, 6 ters dönmüş zan­nedersem… Dolayısıyla ben de herkes gibi iki bin on 6′ ya girmeyi beklerken, iki bin on 9′ a ayak basıverdiysem.

Hadi 2016’yı tutturamadım, bari 2017′ yi yakalayayım, o da olmadı 2018’i denk getir değil mi? Artık nasıl ıska geç­tiysem.

Gerçi, fakire simit vermişler eğri diye yememiş hesabı, mis gibi herkesten önce girmişken 2019’a, keyfini sürece­ğime niye garipsediysem?

Ayağımın tozuyla şöyle bir 2019′ a baktım. Yediğim, içti­ğim benim olsun da 2019’a dair gözlemlerimi paylaşayım.

Gülümseyen, mutlu yüzler gördüm. Sokakta, markette, iş yerlerinde, kamu kurumlarında, parklarda, bahçelerde gülümseyen insan yüzleri… Merhaba’ 1ar, günaydın’ 1ar, nasılsınız’ 1ar…

İnsanlar tanısın tanımasın birbirlerinin hatırlarını soru­yor, ne güzel…

Bankadan maaşını çekmiş emekliler, işçiler, memurlar gülümsüyor.

2019’da maaşlara bi zam gelmiş dudakların uçuklar, şöyle söyleyeyim maaştan kalanlarla kenara 3 tane küçüğün bir büyüğü altın attım, altın düştü haliyle çok kenara atmı­şım.

Faturalar, yeni anne olmuş kadın yanağı gibi öyle huzur verici… Eskisi gibi faturalara bakınca bir ürküntü hissetmi­yorsun aksine faturaları bir görsen, gelir gelmez bir an önce ödeyeyim diye can atarsın.

Siyaset desen tıkırında, dokunulmazlıklar kalkmış, her­kes birbirine dokunuyor, sarılıyor hatta… Asgari ücretli vekiller mecliste azami çalışıyorlar, inanamazsın.

Kadına, çocuğa şiddet yok, yok illa uygulayacağım diyen­leri, gönüllü gruplar var her mahallenin gençlerinden olu­şan, onlara havale ediyorlar. Sordum da açıklamaları gayet mantıklı geldi; Bir haydar bin nasihatten evladır diyorlar, itinayla öyle bir ıslıyorlar ki bir sene kurumazsın.

Şans oyunları kalkmış, cebimde milli piyango biletiyle girmişim 2019′ a ne güldüler bana sıralı liste var mı diye sorunca… Dediler şans oyunu diye bir şey yok, bu ülkede olduğun için sen zaten şanslısın.

Emeğinin karşılığı maaşınla zaten ihya durumundasın, dedi­ler. Zor geldi inanasım…

Ramazan bayramında öyle dokuz gün tatili fırsat bilip tatile kaçanlara ağır ceza varmış, oturacaksın misafir bekle­yeceksin ki akrabalık, komşuluk bağların artsın.

Kurban bayramında da öyle yedi sekiz kişi birleşip bir danaya girmek yok. Bir danaya bir kişi giriyor. Eee haliyle koca dana çok geliyor, dağıtacak fakir de yok, kalanı barınaklardaki hayvancağızlara gidiyor Allah seni inandırsın.

Tam Fener şampiyonlar ligi şampiyonluğu final maçında 3-1 önde dakika 86 falan…

Meydan bayraklarla donanmış, dillerde marşlar… O ara bir gol yiyoruz. Dakika seksen dokuz… Yardımcı hakem ışıklı tabelayı kaldırıyor, 3 dakika daha… Bildiğim tüm dua­ları okuyorum. Normal süre bitti. İlave zamandan da iki dakika geçti. Geri sayıyoruz, otuz saniye, yirmi saniye, on saniye… Veeee…

Dit dıııt dıııt telefon… Iska geçtiğim, geçtiğime de şah­sen çok sevindiğim 2016′ dan çağrıldım. “Dı pörsınt hev yu kold ken nat the riç et dı momınt” diye sayıkladım, çok güzeldi ya valla sen de görsen oturur mutluluktan ağlar­sın…

30 Aralık günü akşam sekizden 31 Aralık sabah sekize mesai yapıp, 31 Aralık gecesine kadar da uyumayınca, geri sayıma dakikalar kala yorgunluktan uyuyakalmışım… Artık üstüm nasıl açık yatıp, rüya âlemine nasıl çivileme daldıysam…

“İyi yıllar” dileklerindeki iyi yıl, rüyamdaki 2019′ du sa­nırsam…