Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Bir Cumartesi Sabahı – Köşe Yazısı

Bir Cumartesi Sabahı – Köşe Yazısı

690
0
PAYLAŞ

Erken kalkmaya alışığım. Erken kalkmış oyalanıyordum.

Güneşli bir sabahın erken saatleri ne kadar güzeldir bilirsiniz, yeniden doğmak gibi bir his verir insana. Böyle bir günde erken gelen bir telefon hayır olabilir miydi?

-Hocam ben sizin yıllar önce ameliyat ettiğiniz bir hastanızım, adım Vural. Biz sizi hiç unutmadık. Sizi erken aramamızın nedeni;  sizi kahvaltıya çağırmak istiyoruz, bahçeli bir evimiz var Kazan’da.

Normalde hep bir planımız olur hafta sonları ama yoktu o gün.

Her ne kadar sesi güven verici de olsa, yalan değil insanın aklına her şey geliyor. Tedirginiz.

Bizi sıcak karşıladılar, sofradayız ama yine de tedirginiz.

Taa ki Vural’ın eşi Meliha hanımefendi  ‘ Hocam hatırlıyor musunuz? Ben Güven hastanesinde ameliyata giderken asansörde ağrıdan bağırarak inliyordum, bu nedenle hemşire hanım bana kızmıştı’ Sizde ona ‘sen onun ne acılar çektiğini biliyor musun da kızıyorsun’ diyerek tepki verip kızmıştınız. Sonra da ‘hepsi geçecek sen merak etme demiştiniz. Bunu hiç unutamam’  deyince hayal meyal hatırladım, yıllar yıllar önceydi.

Unutmamışlar, unutulmamışım.

Tedirginliğimin yerini hoş, samimi bir hava aldı, artık lokmalar daha rahat gidiyordu boğazımdan.

Ne melemendi o, gerçekten süper olmuştu. Meliha hanımın ellerine sağlık. Sabah bahçeden toplanmıştı domates, biber taze, taze.

Bahçede semaver çayımızı içerken Vural Bey anlattıkça anlatıyor, o anlattıkça biz gülmekten kırılıyoruz;

Önce Keçiören’de bir yere gittim.

-Neyin var?

-Belimdeki ağrıdan duramıyorum.

Adam ellerine eldiveni geçirdi, krem sıktı ‘şaaap’ diye belime vurdu öyle bir canımı acıttı ki eski ağrımı unuttum. Az sonra iyi gibi geldi, çıktım oradan. Sonra tekrar ağrımaya başlayınca yoldan geri dönüp geldim. Ağrımın geçmediğini söyledim. Yarın yeniden gelmem gerektiğini söylediler. Ertesi gün yine şiddetli ağrılarım var yeniden gittim, yine 100 TL verdim. Ertesi gün bir 100 TL daha.

Yok, yook, yoook ağrım geçmiyor.

Daha sonra balıkçıya gittim. Hale gidip falan dükkandan 8-10 tane alabalık almamı söyledi. Gittim buldum o dükkânı, alabalıkları getirdim. Bende sandım o dükkânın balıkları şifalıdır, sonradan anladım dükkânla aralarında paslaşma varmış. Balığı vurdular sırtıma. Ağustos ayında kokudan bizim eve kimse giremiyor. Kaşıntıdan öleceğim ama kaşıyamıyorum da. Balığı açtılar 3 gün sonra bir rahatladım bir rahatladım ki. İyileştim ya sözde ‘hadi koş’ diyorlar, hatta ‘rampada koş’ diyorlar. Ben balıktan kurtuldum diye rahatlamıştım oysa. ‘Acıyor’ diyorum ‘canım acıyor’ diyorum.

Bir krem sürdüler yakıyor kudurtuyor adamı. Ağrım geçmiyor………

Haymanaya sevk ettiler beni. Oraya gittim. Allah rahmet etsin Erbakan hocayı iyileştirmiş gibi unvanlar söylüyorlar. Bir kuyruk var upuzun, eline filmini alan gelmiş. Elimde filmlerle gitmiştim bende. Önüne bilgisayar koymuş. Otur dediler oturdum. Yanındaki adam ile odadan çıkan kişinin arkasından konuşuyorlar ‘ya adam mahvolmuş, g..zekalı adam bu zamana kadar nerdeymiş neyse ki bize geldi de zorda olsa düzeldi’. Devamı yarın…

Op. Dr. İrşadi Demirci

Beyin, Omurilik ve Sinir cerrahisi uzmanı

Bir insanın derdi, bir diğerininkine benzemez. Ustalık; her derde özel çözüm bulmaktır.