Ana sayfa Köşe Yazarlarımız KARŞITLIK – Köşe Yazısı

KARŞITLIK – Köşe Yazısı

670
0
PAYLAŞ

Her şey kendi karşıtı ile değer kazanır ve aslında karşıtı ile de tanımlanır. Siyahın beyaza karşı anlamının ve değerinin olduğu gibi iyilik kötülükle, gülmek ağlamakla, karanlık aydınlıkla, kısa uzunla, sıcak soğuk ile anlamlıdır.

İlk insanla başlayan ve  Ademin çocukları ile devam eden sürecin de bir şekilde tanımıdır.. Adem, şeytan ile  ,Habil, Kabil ile anlatılır … İlk zincir böylelikle kurulmuş, her şey karşıtı ile tarif edilmeye ve anlatılmaya başlamıştır.

Karanlık ışığa ulaşmayınca anlamsızdır. Çok gülünce kendiliğinden ağladığını görebildiğin gibidir bu süreç. Bir tünele girdiğin zaman da bilirsin ki bu tünelin sonunda ışığa ulaşabileceğinin umudu seni hayatta tutar ve vazgeçmezliğinin önüne geçer. Kalplerimiz de öyle değil mi? Sevgiyi barındırdığı gibi aynı yürek içinde keder ve kini de yanında barındırır. Bu iki şey aynı kalbin duygusudur ve aynı özellikleri taşırlar. Kocaman yüreğimiz her türlü halimizi içinde barındırıverir.Tüm konukseverliği ile… öyle değil mi? Gerçekten bir bakın etrafınıza ve çevrenize, karşıt durumlar aynı mekânı nasıl da  paylaşıyor. Bir sistem gibi düşünün bunu, sistem kendini zıddı ile tarif eder çünkü öyle anlam kazanıyor,ama sistem içerisinde her iki yöne de hareket edilebiliyor.

Bazen iyi bildiğimiz şeyler zaman geçince hatta hiç değişmeyecek bir şey dahi  olsa, sadece belli bir zaman sonra bize kötü gelebilir. Zaman,olumluluk ile olumsuzluluğun  yerini değiştirebiliyor.. Örnek vermek gerekirse; çok sevdiğiniz birine zamanla duyabileceğiniz nefret gibi,hatta bunu bazıları nefretin sevginin eşdeğer bir hissi bile diyebilir. Kime göre iyi kime göre kötü olduğunu da duruşunuzla ve sizin bakış açınızla değişebileceğidir. Aslında;karşıtlık bir bütünün parçalanmasıdır.

Konu çok derin ve ayrıntılı olmasına rağmen, ben aslında küçük bir çerçeve çizerek anlatmaya çalışıyorum. Benim  için önemli olan, konunun insani boyutu ve hayatımızda ne kadar yer verdiğimizdir. Karşıtlığı, ne kadar sindirebiliyor ve kabulleniyoruz. Her şey zıddına mahkûmdur. Kendini ifade ederken bile bu daima  geçerlidir.

Matematikte ki eksi-artı gibidir. Hayatı bölüp, çarparak; çıkarıp, toplayarak bir bütün içerisine alabildiğimiz ölçüde yaşamımızı devam ettirebiliyoruz. Ama hayatımızdan çıkaramayacağımız devamlı irtibatı kesmeyeceğimiz, ihtiyacımız nispetinde kullanarak bırakmayacağımız, tek şey vardır. Bu da sevgi ve inançtır. Bunlar bizi hep diri ve genç tutar.

Yaşamınız boyunca karşılaştığınız her olumsuzlukta sizi geleceğe taşıyan inanç olur. O sizi dipsiz bir kuyuya düştüğünüzde adeta kuyudan çıkmanıza ve kurtulmanıza yarayan ip konumundadır. Sevgi ise hayatın tek anlamı ve yaşamanın tek sebebidir. Yoksa en zor anları nasıl atlatırız, nasıl içimizde umudu yeşertiriz, nasıl ayakta dururuz! O tüm insanlığın omurgasıdır. Bu iki duygu ve düşünce bir birine ayna görevi ile bakabildiği ölçüde yansımasında mutluluk gökkuşağını yakalayabiliriz.

İşte; her halde insanın beyninde doğan, büyüyen, yaşayan ve çürüyen bir kısır döngü…

Bizler karşıtlarımızla ve kendi döngülerimiz ile yaşama sarılmalıyız. Tüm sevgimizi inancımızla kuşatıp, etrafımıza ışıkla ve meşalelerimizle aydınlatmalıyız. Işığa ve sonsuzluğa giden yolculuğumuzda sadece kendimize bir yer aramaktan öte, hep birlikte el ele vererek; yol ve yoldaşlık ile umuda, sevginin kaynağına doğru yürümeli ve hiçbir zamanda bu yolun sadece bizim yolumuz, tek yolcusu da biziz de dememeliyiz.  Tüm karşıtlığını içinde barındıran bu evrenin diğer tüm varlıklarının da hakkı ve yolu olduğunu unutmamız gerekiyor. Biz yalnız değiliz, karşıtlarımızla var oluyoruz. Bizi, biz yapanların onların olduğunu hatta onlar ve biz birbirimizin aynası olduğumuz sürece de varlığımızı ispatlamış olduğumuzu bilmemiz gerektiğini; kalbimize sevgi ile yazmalıyız.

”Şüphe, çoğunIukIa faydası olmayan bir ıstıraptır.” (SamueI Hohnson)