Ana sayfa KARANFİL BEKLEYİŞ

BEKLEYİŞ

991
0
PAYLAŞ

Son günlerde somada yaşanan acının  üzerine bir şeyler yazmamak imkânsız.Nasıl bir bekleyiştir bu kara dumanların arasında dua ederek ölmeyi beklemek…Yaşanan  her ölümün arkasında bırakılan bir hayat hikayesi… Her hikayenin  başından belli sonu.İmkansızlıklar,kabulleniş,çaresizlik…

Başka yol mu var deyip , kabul edilmiş bir iş ve bir hayat öyküsü var. Hep bir ümide yolculuk edilmiş bir kadere sarılış var.

En çok korkulan şey, herkesin düşünmek istemediği tek şey… Beklemek sonu…Bu öyle bir acıdır ki ne yazsak ne yapsak  bunun karşında çaresiz kalır.O yüzden benim kalemin yetersiz  kaldı.Ben acıyı yazamam o yüzden  ölüm kavramına yorum getirmek istedim.

İnsanın korkularının ve sakınmalarının tümü ‘acı’ duyumuna karşıdır. Tehlikeli gördüğü her şeyden sakınmaya programlıdır. Fakat insan çok iyi bilir ki; bu sakınım ölüme karşı faydasızdır. Sonunu bilmediği bir şeyden korkulduğu çoğu zaman dile getirilir ancak, ölümü beklemek kavramını bilmeye çalışmak istemez insan. Karşılaşıldığında nasıl bir cevap verileceği bilinmeyen bir soruymuşçasına, ‘ölümü beklemek’ fikri de insana ürpertici gelir. Düşünmekten bile kaçar. Fikir hakkında kesin bir yargıya vardıktan sonra, ‘zamanın durduğu o an’a ilerlemek daha acı vereceğinden midir düşünmekten kaçmak?

Ölümün anlamını bilmemek midir acaba bizi ürperten? ‘Doğa’dan uzaklaşmak, yaşamdan sıyrılmak, ‘yarın’ı görememek korkusu mudur? Ölünce ne olacak, basit sorusuna verilecek bir cevap olmayışı mıdır? Karanlığa saplanmak korkusu mudur?

Belki de ‘ölüm’ dediğimiz kavram, tamamıyla bir yanılgıdır ve yaşamın başlangıcıdır: Bedenin ve ruhun birleştiği, ‘zaman’ denen kavram içinde hapsolduğumuz yerden kurtuluşumuzdur. Bu durumda ölümden kaçmak veya ölümü sorgulayamamak nedensiz bir korkudur.İnancımızın gereği de budur. Ruhun bedenden sıyrıldığı maneviyat dünyasında, düşünceler arası ilişkilerin bütünü yaşamdır.

Acaba yaşamın anlamını bilmemek mi bizi korkutuyor? Yaşamın manasına ulaşamamak mıdır bizi ölümden kaçırıyor.

Madde, ruh ve beden arası ilişki ‘zaman’ kavramı içerisinde birbiriyle sürekli bir yarış içerisindedir. Birbirine şekil verme ve birbirine zarar verme konularında elinden geleni yapmaktadır. Ruh bedenden ayrıldığında madde anlamsız bir hal alır.Düşünceler bir anda sorgusuz kalır. Zamanın durduğu o an, yeni bir düşünsel yaşamın başlangıcıdır. İşte ‘acı’dan sakındığımız bedenin, ölümden sonra ne  değeri var sizce? Korktuğumuz ölümle  yaşam ve zaman sınırları içerisinde mücadele ederiz

‘Son’ gün fikri hangi sebebe bağlanırsa bağlansın ‘yaşam’ı sorgulamak her anlamda yararlıdır. Sorgulamayı öğretmek ve öğrenmek de insanlığa yapılacak güzel hizmetler arasındadır. Bakarsınız utanç duyduğumuz soma  ölümlerine ve geçmiş toplu ölümler tarihimiz farklılaşır. Her ne olursa olsun bu ölümleri kabul etmek ve kabullenmek bu zaman kavramı içerisinde anlamlaştıramadığımız bir olgudur. Bunun içindir ki isyan ve reddedişlerimiz çok güçlüdür. Hep içimizdeki acılarımıza ve korkularımıza bir suçlu ararız. Bulduğumuzda ancak rahatlamış hissederiz. Ama ateş düştüğü yeri yakıp kavurmaya devam etmekte ancak bu sadece çevredekilerin mutluluğu olarak kaldığı için değil midir ki  işyerlerinde toplu ölümler yaşanabilmektedir. Çünkü bu ölümü göze alan ve bu işe girmek için çaresiz bir çok hayat öyküsü her daim vardır. Bu yüzden acıyı beklemek yerine acıları zamansız ve  anlamsız kılmamız gerekir.Ne zaman insanı değerlerimiz artar O vakit önlem alınmış olur zaten…Soma da yaşanan kardeş ölümler şehitlerin  dualarıdır. İnsanlığın başı sağ olsun.Böylesi acıların tarifi yoktur. Rabbim günahlarımızı afetsin …

“Ölüm, ölümü beklemekten daha az acı verir.” (Montaigne)