Ana sayfa Köşe Yazarlarımız BOŞLUK – Köşe Yazısı

BOŞLUK – Köşe Yazısı

789
0

Cümleler geçmişten konuşulacaksa eğer, hani diye başlar ya …Zamanla anlıyor insan, her anının farklı tadını! Geçmiş bitmiştir artık; unut gitsin, takma denilir çoğu zaman, oysa unutuluyor gibi bir çok yaşanmışlar ve  yaşamın özeti kalıyor sadece ki  oda hafızası güçlü insanlarda…

Çok da kıymetini biliyoruz mu sanki geçmişin? Her olumsuz cümlelerin ardından, mutlu olmayı bildiğimiz varmış gibi, kötü bir şey yaşayınca boş ver diyoruz her şeye. Demesine deniliyor da, ya o içimizdeki biz, bunu gerçek anlamıyla ne kadar kendine geçirebiliyor? Kendimize söz geçire biliyor muyuz ki?
Önce kendinden başlamalı insan, bir bir işlemeli kendini ve gerektiğinde karşısındakinin susmasını istiyorsa durma noktasını bilmeli-bildirmelidir. Önce kendini görmeli, önce kendini sevmeli ki karşındakini sevmek için nedeni olmalı … Sebepler aranır hep olmuşlara, bir görsek oysa o içimizdeki bizi ve oturtsak önümüze, konuşsak kendi benliğimizle öncelikle, nasıl olur dersiniz? Yüzleşsek kendimizle yada  hesaplaşsak, ruhumuz rahatlayacak ve sorunlarımızı görecek miyiz acaba?
Geçmişi hatırlamak bizi yorarken, birde günümüzdeki bakışımızı da eklemez miyiz o günlere? İşte bu zor şeyler aşılmadıkça gidiş aynı yola bağlanır ve rotası aynıdır. Önce kendinden mesul olmayan bizler, bir başkasına nasıl kefil olabiliyoruz? Elini uzatmayı öğrenmeden onu hiç bilmeden bütün bedeniyle ve ruhuyla varlığını belirtmek, kişinin kendine güvenini mi belli eder, yoksa içinde bulduğu samimiyeti mi sizce?
Karar sahibi olmuşken, içimizdekine yön vermek için gücümüzü topladığımızda; olumsuz soyutlanmış benliğimizi bir kez daha ağırlarız… O her şeyi taşıyan beynimizde hep bir çelişki taşırız. Kurtlaşmadan duygu ve birikimler, yola düşmek ve en az biçimde hasarsız kurtulmak, isteklerimiz arasındadır sürekli. Sebebi her ne olursa olsun, iş, aile, eş, dost, okul, hayat şartları vs. önümüze sunulmuşu yaşadığımızın çok sonraları farkına varırız. Ya göz görür, ya da o iflah olmaz nefisimiz görmek istemez hiç bir şeyi…
Sonuç; her yaşanmışlığın ardından, arda kalanları dökeriz. Akla gelen önce iyi ve güzel anlar, sonra olumsuzlar ve de hoşumuza gitmeyenler olur. Galibiyet ise, hep bize uymayan şartlardır. “Evet, olması gereken buydu” diyerek  de kanaatkâr olmak seçenekler arasındadır bizim için. Yine bizde biter beli doğrultmak, gözlüksüz dolaşmak, gülümsemeyi yenilemek, her geçen günü anlamlaştırmak, ve daha nicesi…
Ne kaldı geriye? İşte içimizdeki boşluk!!!

Bir camii avlusunda öğle namazı sonrası Ağlamaklı insanlar! Yakınının en güzel hallerini bir bir sıralıyor. Kafamı gömdüğüm kumdan başımı kaldırıyorum. Önümde çelenkler ve musalla taşı. Cemaat toplanıyor. İçli bir acı yaşanıyor. Kılınan namazdan sonra defnediliyor merhum ve bir soru kalıyor bu yaşanılandan bana “NE KALDI GERİYE?”
Bir mezar taşı üzerinde ismimizin yazdığı, doğum ve ölüm tarihi arasında ki çizginin içine sığdırılmış bir yaşam hikâyesi kısa bir çizgi ile temsil ediliyor..Hani derken gülümsemek için bir sebebimiz olmalı. İşte düşünün ne kadar dolusunuz. Yoksa ne kadar boş ve boşluk içerisindesiniz.