Ana sayfa İsmail Hakkı Cengiz Amerikan hegemonyasının araçları, hedefleri, Ortadoğu ve Türkiye’ye zararları

Amerikan hegemonyasının araçları, hedefleri, Ortadoğu ve Türkiye’ye zararları

1017
0

I. ve II. Dünya Savaşlarına girmeyen Amerika, İkinci Dünya savaşından sonra “zinde” ve gelişmiş-büyümüş bir güç olarak ortaya çıktı. İki dünya savaşında birden yıkılan, yıpranan, harap olan İngiltere, Almanya, Fransa ve Rusya‘ya kıyasla ABD, 1945’lerde rakipsiz bir dünya devleti halindeydi. Bu üstün güç ve kapasitesini kullanarak, daha İkinci Dünya Savaşı sürerken, 1944’lerde dünya ticaretine ve ekonomisine yön vermeye başladı.

Esasen, “hegemonya” demek, diğer devletleri, öncelikle, ekonomik etki ve baskı altına almak demek! Tabii hegemonyanın araçları da öncelikle ekonomik araçlar olacaktı.

Neydi bu araçlar?

Bilhassa Amerika’da artan üretime pazar bulunması için dünya ticaretinin “serbestleşmesi” gerekmekteydi. ABD hegemonyasının ilk aracı, “gümrüklerin düşürülmesi” olmuştur. Yıllar içinde devam eden bu düşüş, 1990’larda %5’lere kadar inmiştir.

Hegemonyanın ikinci aracı, “Uluslararası Kuruluşlar”dı… Dünya Bankası, IMF, GATT (Gümrük Tarifeleri Ticaret Genel Anlaşması), bu dönemde kuruldu. ABD, bu çok taraflı kuruluşlara liderlik etmesine rağmen, bunları çok taraflı değil, “kurumsalcı” olarak adlandırdı. Böylece, bu kuruluşlar diğer ülkelerce benimsendi. Bu kurumların ekonomik ilişkilerde uyguladığı ilkeler;

Konvertibl paralar,

Düşük gümrük tarifeleri,

ABD dolarına bağlı sabit kur sistemi,

Ve çok taraflı ticaret ve ödeme sistemi idi.

HEGEMONYANIN GÜVENLİK BOYUTU

Hegemon güç olmanın olmazsa olmaz şartı, kendine uygun bir dış tehdidin var olmasıydı ki o da hazırdı: Sovyetler birliği!

Bu, hem devasa ABD silah sanayii için hem küçük ülkeleri “tehditten korumak” hem de kendi silahlanmasının meşruiyeti için şarttı. Bu bağlamda, ABD, Sovyet tehdidini mükemmel bir biçimde kullandı. 1947 yılında, ABD Başkanı Harry Truman, “Truman doktrini” ile Sovyet-ABD mücadelesinin başladığını ilan etti. Buna göre; komünizm baskısı altında bulunan devletlere malî ve askerî yardım yapılacaktı. İlk yardımı Türkiye ve Yunanistan aldı.

Bu yardımı, Avrupa’nın yeniden inşası için yapılan “Marshall yardımı” izledi.

ABD, bu yeni dünya düzenine diğer ülkeleri dâhil etmek için onların güvenliğini sağlamayı üstlendi ve 1949’da NATO kuruldu.

İÇ VE DIŞ POLİTİKA

ABD, dünyada anahtar paraya sahip olmanın getirdiği dış politika üstünlüklerine sahip oldu ve ABD şirketleri dünya çapında faaliyet gösterebildiler. Özellikle gelişmiş ülkelerin yararlandığı görülmemiş bir bolluk ve refah seviyesine ulaşıldı. Bu refah düzeyi 1958-70 arasında zirveye çıktı. (AÜ, Uluslararası Ekonomi Politik, ekampus.anadolu.edu.tr/webapps/blackboard/content/listContent.jsp)

DOĞAL KAYNAKLARA ULAŞIM

Hegemonyanın sürmesi, başta enerji olmak üzere önemli doğal kaynakların da kontrolü ve elde edilmesine bağlıydı. En önemli doğal kaynak petroldü. Bu kaynağa askerî güç kullanmadan ulaşmak önemliydi. Ucuz ve istikrarlı bir fiyattan, ABD doları karşılığında petrol akışı sağlanmalıydı. Bu, 1990’a kadar aksamadan sağlandı. ABD, dolar bastı, petrol aldı. Bu “ekonomik istikrar” 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgaline kadar sürdü. İşgalden birkaç ay sonra, ABD askerî güç kullanarak Irak’ı Kuveyt’ten çıkardı fakat  1947’den 90’a kadar sorunsuz işleyen ABD hegemonyasındaki “dünya düzeni” ilk defa sarsıntı geçirmiş oldu.

Zaten, 1970’ten sonra, gittikçe bollaşan dolar, altın karşısında erimeye başlamıştı. 1971’de ABD, parasının dolar karşısında sabit olmadığını ilân etti. Bu, hegemonyanın zayıflamaya başlaması demekti. Buna rağmen, dolar, bir dünya parası olmaya devam etti. Bugüne kadar da başta petrol ve altın fiyatları, dünya ticaretinde en fazla kullanılan para birimi olma özelliğini korudu.

2017’DE AMERİKAN HEGEMONYASI!

Bugün, ABD hegemonyasının, 1958-70 arasındaki kadar baskın olmadığı söylenebilir. Lâkin ABD hegemonyasının bittiğinden söz edilebilir mi?

ABD, hegemonyasını sürdürmek için ekonomik araçlar yetmezse, başta askerî güç olmak üzere bütün imkân ve kabiliyetini kullanmaya kararlı gözükmektedir.

Bu araçlardan biri, kendisine boyun eğmeyen veya İsrail’e tehdit olabilecek bölge ve ülkeleri istikrarsızlaştırma politikasıdır. Bu kapsamda Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) devreye sokulmuş, Kuzey Afrika, Irak, Afganistan ve Suriye “dizayn” edilmiştir.

Diğer bir araç, doğrudan askerî müdahaledir. Irak, Afganistan ve Libya müdahaleleri buna örnektir.

Son gelen verilere göre, ABD’deki işsizlik oranı %4,4’tür. Bir ülkedeki işsizlik oranı eğer %5’in altında ise o ülkede “tam istihdam” sağlanmış kabul ediliyor. Bu açıdan bakıldığında, ABD, 2017 itibarıyla tam istihdamı sağlamış bir refah ülkesidir. “Önce Amerika” diyen yeni Başkan Trump, buradan geriye gitmek istemeyecektir.

Amerika’daki bu refahın sürmesi, ABD’nin dünya hegemonyasını sürdürmesine bağlıdır. Bunun için, aklımıza bile gelmeyecek her türlü aracı kullanabilecektir.

BİZE DÜŞEN NE?

Türkiye, ABD hegemonyasını (ki buna ABD emperyalizmi de diyebiliriz) tek başına kıramaz. Fakat en azından, bu hegemonyanın bilincinde olabilir. Buna göre politika ve stratejiler üretmeye çalışabilir. Üzerinde uygulanabilecek operasyonlara karşı uyanık olabilir. Misal, ABD, Türkiye’yi İran’la çatıştırmak isteyebilir.

Ayrıca, Türkiye, terör örgütü PKK üzerinde daha yoğun düşünmeli, onun nasıl olup da bitürlü bitmediğini, bittikçe dal-budak saldığını, bunda “büyük güç”ün parmağının olduğunu görmeli ve dünyaya göstermelidir. ABD’nin hegemonik araçlardan birinin de terör örgütleri olduğu şuuruyla, ABD hatta NATO ile ilişkilerini ciddi biçimde gözden geçirmelidir.