Ana sayfa İsmail Hakkı Cengiz Fatih’in Yunanlı tarihçisi, Farabi’nin İslam-Yunan felsefesi – Köşe Yazısı

Fatih’in Yunanlı tarihçisi, Farabi’nin İslam-Yunan felsefesi – Köşe Yazısı

1713
0

Tarihle ilgi konuşurken, yazarken, bilgi verirken mutlaka bir kaynağa dayanmalıyız. Bu kaynak ya akademik bir yayın veya Hammer, Prof. Halil İnalcık, Prof. İlber Ortaylı gibi uluslararası kabul görmüş bir Tarihçi olmalı.

Böyle bir referans göstermeden, bir köşe yazısında geçen satırlar, dizilerde veya sosyal medyada üretilen dedikodular tarihî bir “bilgi” değeri taşımaz.

Şimdi, size vereceğim bilgiler, Aralık 2015 basımlı, Anadolu Üniversitesi’nin Kültür Tarihi adlı kitabından alınmıştır.

Buna göre; “Fatih Sultan Mehmet, antik Yunan ve Roma dönemi eserlerini de Yeni Saray’da toplayarak koleksiyon oluşturmaktaydı. Fatih ve dönemini Yunanca yazmış olan Fatih’in tarihçilerinden Rum asıllı Kritovulos, ‘Fatih, Yunancadan Arapçaya çevrilmiş eserleri okur, bilginlerle bunları tartışırdı. Özellikle Yunan filozof Aristoteles ve Stoik felsefe ilgisini çekerdi’ der.

Aristoteles düşüncesi Akdeniz Dünyasında uzun süre hâkim olmuş bir düşüncedir. Rönesans döneminde Neo-Platoncu düşünceyle beraber 19. yüzyıla kadar etkileri devam etmiştir. Maveraünnehir doğumlu ve Bağdat’ta eğitim gören düşünür Farabi  (870-950) ise bu düşünürü İslam felsefesiyle birleştirmeye çalışmıştır. Farabi’nin düşüncesi Aristo felsefesine dayanan akılcı bir felsefedir. Aristo’nun aklı temel alan akıl yürütme (usa vurma) yöntemini kullanarak felsefe ile İslam dinini uzlaştırmaya çalışmıştır. Aklın, edindiği bilgilerle iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden ayırabileceğini söyler. İnsan için en yüksek erdemin bilgi olduğunu belirtir.

… Fatih Sultan Mehmet, Yunan ve Latin kültürüne yakın olduğu kadar, İran-Türk kültürünü de destekliyordu. Semerkant’tan astronomi ve matematik bilgini Ali Kuşçu’yu getirmişti. Ali Kuşçu, Fatih Medresesinin programlarını düzenlemiş ve orada dersler vermişti. Semerkant, Herat, Tebriz, Delhi Timurlu soyundan gelenlerin merkezleriydi ve Osmanlı sultanları, buralardan bilim adamları ve sanatçıları kendi başkentlerine çekmeye çalışıyordu.” (S. 141)

Yukarıdaki satırlar, ilk dönem Osmanlı sultanlarının dünyaya, bilime, bilgiye ne kadar açık olduklarını gösteriyor. İlim adamları arasında Yunanlı-Timurlu, Arap-Fars gibi ayrımlar yapmadan, onlara büyük değer verip başkentte toplamaları da ilme verdikleri önemin bir diğer kanıtı. Fatih’in felsefeye ilgisi de çok dikkat çekici… Zaten, eşyayı ve olayları sorgulamaya yönelten felsefeye ilgi olmazsa bilgiye, teknolojiye ulaşmak da pek mümkün olmuyor.

Öte yandan, Farabi’nin Aristo felsefesiyle İslam felsefesini birleştirmeye çalışması, bunu İslam’ın doğuşundan hemen iki asır sonra yapması, İslam’ın ilk dönemlerinde tutuculuğun olmadığını gösteriyor. Hele “akılcılığı” öne çıkarması, en büyük erdemin “bilgi” olduğuna vurgu yapması, İslam’ın gerçekte bir “akıl ve bilgi dini” olduğunun açık kanıtı. Belli ki maalesef, İslam daha sonraları yozlaştırılmış, Kur’an’da yüzlerce defa geçen, “aklınızı kullanın” uyarısı gözden kaçırılarak, akıldışı, şeklî uygulamalar bütünü haline getirilmiş.

İslam’ın Yunan felsefesine ilgisi Farabi’yle sınırlı değildi. Şu satırlar da Kültür Tarihi’nden: “Batı dünyasının yüzyıllardır uzak kaldığı Yunan edebiyatı, felsefesi ve bilimsel çalışmaları, İslam filozoflarının eserlerinin Batı’ya aktarılmasıyla, ilk kez Avrupa kültür çevresine girmiştir. Antikçağ Yunan filozoflarını iyi tanıyan İbn-i Sina’nın (980-1037, Batı’da Avicenne adıyla anılır), İbn-i Rüşd’ün (1126-1198, Batı’da Averroes) akıl ve mantıkla ilgili düşünceleri ve araştırmaları felsefe ve tıp alanında etkili olur. Özellikle Batı ilk kez İbn-i Sina yorumuyla Aristoteles’i keşfeder. Böylece etik, mantık, metafizik düşünsel araştırma alanı olurlar. Ayrıca, İnb-i Rüşd’ün aritmetiği ve logaritması; El-Harezmi’nin algoritma, trigonometri ve cebir’i; mimaride bazı Arap camilerinin mimarisi, El-İdrisi’nin ilk coğrafya haritası (1154); Ud, keman, kudüm, zil gibi bazı doğu müzik enstrümanları ilk kez Batı’ya gelmiş olur.” (S. 65)

Özetim özeti; Osmanlı ve İslam; ilim, bilgi, akıl-akılcılık, ilerleme, gelişme demekti… Bu değerlerle uzaktan yakından alakası olmayanların Osmanlıcı, İslamcı olduklarını iddia etmeleri, tarihin en garip, en haksız cilvelerinden birisi olsa gerek!

İslam’ın ve Osmanlı’nın en büyük talihsizliği, onları bağnazlığın sahiplenmesi… En zararlı, en yıkıcı sahiplenme…

x   x   x

Resim; derinstrateji.wordpress.com‘dan