Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Fransız seçimleri: Kırk satır mı, kırk katır mı? – BİZE...

Fransız seçimleri: Kırk satır mı, kırk katır mı? – BİZE DÜŞEN GÖREV – Köşe Yazısı

758
0

 

7 Mayıs’ta yapılacak, ikinci tur oylamada hangisi seçilirse Türkiye’nin menfaatine olur?

Ne menfaatimiz olacak? Hiç!

Herhalde doğru soru, hangisi seçilirse Türkiye’ye daha az zarar verir?

İkisinin söylem ve vaatleri de birbirinden beter…

Le Pen adlı kadın aday “ırkçı”… Fransa diyor, Fransızlar diyor da başka bişey demiyor! Sadece Avrupa Birliği’nden çıkmayı yeterli bulmuyor, Fransa’yı bütün dünyadan koparmayı vaat ediyor. Her fırsatta, yabancıya düşman olduğunu dile getiriyor.

Belli ki Le Pen kazanacak olursa, Fransa’daki Türkler ve Müslümanlar için hayat ziyade zorlaşacak…

“Liberal” görünümlü, Emmanuel Macron adlı genç aday da daha az tehlikeli değil!

Macron’un vaadi; seçilmesi halinde, olmayan Ermeni soykırımını dünyada tanıtmakmış!

Yani koskoca Fransa’nın, 67 milyonluk Fransız halkının en önemli meselesi, olmayan Ermeni soykırımı mı?

Fransa, Avrupa’nın en güvensiz ülkesi, onun için iki senedir olağanüstü hal (OHAL) var.

Hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, işsizlik, bilhassa genç işsizliği gibi ekonomik problemler gittikçe yükseliyor… Fakat “ekonomist” aday Macron olmayan soykırımdan bahsediyor.

Belli ki kitlelerin sorunlarına çözüm bulamayacak… Onları olmayan soykırım-moykırım gibi boş işlerle oyalayacak… Fakat onları oyalarken Türkiye’yi, Türkleri kullanacak… Bize iftiralar atacak. Dış politikada bizi sıkıştırmaya çalışacak.

7 Mayıs 2017’deki seçimler bizim için tam manasıyla “kırk katır mı, kırk satır mı?” seçimi!

x   x   x

 

Olmayan “soykırım”, 102 yıl önceki “tehcir” olayına dayandırılıyor.

40’larda Nazilerin alenen yaptığı gerçek soykırımlar bile küllenirken, bize atılan iftiralar neden bitürlü küllenmiyor?

Biz o günden bugüne neler yaptık, dünyaya nasıl bir görüntü verdik? Şimdi dünyada nasıl algılanıyoruz?

Siz dünyaya öyle bir görüntü verirsiniz, kendinizi öyle bir müspet tanıtırsınız ki sıçratılan hiçbir leke üstünüze yapışmaz.

En ağır iftiralar atılsa bile, derler ki, “Bu efendi insanlar mı, bu karınca incitmez, barışçı, adil, hakkaniyetli millet mi soykırım yapacak?” Bu itimadı verebildik, bu tanıtımı yapabildik mi?

Bugün yapabiliyor muyuz?

YSK olarak, başta kendi uyacağın ve vatandaşın uymasını sağlayacağın “seçim kanunu”nu kendin çiğner, halk oylamasını şaibeli bir hale getirirsen dünyaya pozitif bir görüntü verebilir misin?

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi dün (25 Nisan 2017) Türkiye aleyhine bir karar aldı… Bunu tamamen haksız ve siyasî bulabilirsiniz. Fakat orada, “demokratik kurumların işleyişinde sorunlar var” diyor.

Yok mu?

Kendimiz, “kör-topal demokrasimiz” demiyor muyuz?

Öyleyse, neden düzeltmiyoruz?

Sadece bir misal verip bitireyim: Türkiye’de 1983 seçimlerinden beri uygulanan bir seçim barajı var: %10! Dünyaya bakın bakalım, bizden başka %10 seçim barajı olan ülke var mı?

Bizim dışımızda, en yüksek baraj, %7’yle Rusya’da… Rusya’nın demokratik olmadığını herkes biliyor.

Rusya’dan daha geride görünmeyi hak ediyor muyuz?

Bu imaj, 72 yıllık çok partili demokrasimize zulüm değil mi?