DOLAR 8,65930.07%
EURO 10,16430.47%
ALTIN 491,990,03
BITCOIN 3841414,72%
Ankara
13°

HAFİF YAĞMUR

13:02

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Küresel oyun alanı haline gelmek – Köşe Yazısı

ABONE OL
5 Ocak 2017 10:26
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tüm terör örgütleri, istihbarat örgütleri tarafından mutlaka kullanılır. Aksi halde silah, patlayıcı ve finans bulmazlar, istihbarat alamazlar. İstihbarat örgütleri ile ilişkiye geçen terör örgütleri ise zamanla ideolojilerini veya ruhlarını yitirmeye mahkum olurlar.

İstanbul Ortaköy Reina saldırısının altından İŞİD’in çıkacağı tahmin ediliyor. Büyük ihtimalle doğrudur, fakat çok önemli mi? Önemli olan Türkiye’nin terör örgütlerinin çok vahşice kullanıldığı ama arkasında küresel istihbarat örgütlerinin olduğu bir oyun alanı haline getirilmiş olması değil midir?
Evet, Türkiye küresel güçlerin yani ABD, AB (Almanya, Fransa, İngiltere) Rusya, Çin gibi küresel oyuncuların 1. derece oyun alanı haline getirilmiştir.
Neden, nasıl ve kim tarafından getirilmiştir?
Burada uluslararası ilişkileri ve güç dengelerini incelemeyelim uzun uzun. Ancak şunu bilelim; Türkiye son yıllarda küresel güç dengelerini hesaba katmadan bölgesinde yanlış bir oyun oynamış ve bu yanlışlık sonucu Türkiye coğrafyası 1. derece riskli oyun alanı haline dönüşmüştür. Bidayetten beri batı ekseninde yer alan Türkiye’nin son yıllarda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi bireysel çıkarları doğrultusunda ülkeyi doğu eksenine kaydırmaya çalışması bu riski oldukça artırmıştır.
Halbuki geçen yazımda bahsettiğim üzere Türkiye’nin yakın zamanda batıdan doğuya kayması mümkün değildir. Ancak, Erdoğan ile Türkiye’nin bu farklı durumundan faydalanmağa çalışan veya statükocu küresel güçlerin çekişmesi Türkiye’ye maliyet getirmektedir. Erdoğan’ın yetkilerinin artması ise bu maliyeti artırmaktan başka işe yaramayacaktır. Dikkat ederseniz Türkiye son yıllarda özellikle ABD ve Rusya arasındaki mücadelenin alanı haline gelmiştir. Rus uçağının düşürülmesi, ondan önce Türk uçağının düşürülmesi, Rus Büyükelçisinin öldürülmesi maliyetlerin en belirgin olanlarıdır.
Reina saldırısının gerçek faillerin bulunması çok zor. Terör örgütleri hemen her istihbarat örgütü ile bağlantılıdır demiştim. Bu bağlantıları ortaya çıkarmak nerede ise imkansızdır. Çünkü, kurulan bağlantılar hep dolaylıdır. Dolayısı ile asıl yapılması gereken istihbarat örgütlerinin Türkiye’yi mücadele alanı olarak seçmesinin nedenlerini bulmak ve bu sebepleri yok etmektir.
Yani Türkiye, bir an önce batı-doğu eksenindeki anlamsız git-gellerini sonlandırmalıdır.
Reina saldırısının diğer bir yönü ise daha yerli gerekçelere dayanıyor. Kabul etmek gerekir ki Türkiye son yıllarda çevre ülkelerine karşı fütühatçı bir politika izlemeye başladı. Bunun için İktidar, yeni Osmanlıcı ve siyasal İslamcı bir ideolojiyi tüm topluma benimsetti. İslami değil, siyasi İslamcı… Yani şekilci, simgeci… Ruhuyla Yaradan’a teslim olmuş değil, dünyevi kapitalist değerlere esir olmuş ama İslam olduğunu iddia eden bir zihniyet…
Zamanın Başbakan ve Dışişleri Bakanı “Sabah Kilis’ten çıkar öğlen Şam’da cuma namazı kılarız” dediğinde kimse eleştirmeye dahi cesaret edememişti. Çünkü, Türkiye’nin bölünmeyip büyüyeceğine ilişkin algı ülkeye hakim olmuştu. Bu algıyla birlikte simgeci, şekilci bir İslamcı anlayışta geliştirildi. Batıya ve çağdaş değerlere düşmanlık alabildiğine yaygınlaştı. İslamcı örgütler ve siyaset Müslümanları her alanda desteklendi. Eğitim ve kültür makas değiştirdi…
Tüm bunların sonucu olarak Türk toplumu içerisindeki kutuplaşma, gerginlik, kimliğe, mezhep ve etnik değerlere dayalı politikanın dozu her geçen gün artırıldı. Ülkü birliğinin, ortak sevinç ve acının kalmadığı toplumda siyasi sebeplerle din en olumsuz şekilde kullanıldı. Hatta bu din istismarı devlet kurumları tarafından dahi yapıldı ve yapılıyor. Devlet kurumları artık önemli ölçüde radikal dinci zihniyet tarafından yönlendirilmeye çalışılıyor. Onun için polis memuru Rus Büyükelçisini vurabiliyor, onun için TSK, MİT ve Emniyet içerisinde kullanılabilir tiplerin olması normal görünüyor… Onun için TSK, MİT ve Emniyet güçsüz kalmış ve yaralı durumda…
Siyasal İslam Ortadoğu’da 100 yıl önce olduğu gibi yenilmiş durumda… Tüm siyasal İslamcı liderler birer birer yok oldular. Bizde ise siyasal İslam hala iktidarda. Milliyetçiliği ön plana çıkararak iktidarını devam ettiriyor. Olaylarla sürüklenen iktidar Ortadoğu’daki siyasal İslamcı ve radikal gruplarla da ters bir pozisyona düşmüş durumda… Bu arada siyasal İslamın Türkiye lideri Erdoğan yetkilerini daha da artırıp ömür boyu iktidarını sürdürme peşinde…
Türkiye’nin olayların içine daha çok sürüklenmesi, daha çok acı olay yaşaması bu zihniyet ve kadrolarla anormal değil maalesef…

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.