|
 Bakkal: -Tamamdır ablacığım, İsmail’le yolluyorum şimdi… -İsmaaiill!!! Eski Türk filmlerindeki Sezercik muadili bir çocuk, koşar durur reklam filmi boyunca… Türk reklam sektörü gururla sunar… Karşınızda; Getir Götür İsmail… Çocuk İsmail, fuleli adımlarla sağa sola koştururken, fonda “İsmail!”, “İsmail bi koş!”, “İsmail bi bak oğlum” gibi telaşlı sesleri duyulur mahalle sakinlerinin… Nedense kapıcı, motorlu kurye, paket servis ya da alışverişe koşturulacak torun tombalağın olmadığı bir mahalledir burası… Bizi çocuk İsmail’ e dair zaman tünelinden çıkaran, yine kocamış İsmail’in sesi olur, “işte o bendim, mahallenin getir götürcüsü” diyerek… İsmail; “her mahalleye lazımdı benim gibisi” cümlesiyle varlık nedenini, “çağrıldığımda koşardım” demek suretiyle de çalışma prensibini açıklar. İsmail aşerene erik, duşta kalana tüp, eve geç kalana da terlik (eve gecikenin kafasına vurulmak üzere) getirmek suretiyle ticaret hayatına atılır, kime ne lazımsa anında ve ihtiyaç sahibinin kapısına teslim eder. Her gün daha da hızlı koşmayı öğrenen İsmail, motor dahi taksa, işlere yetişemez olur… Bir duvarda oturup dondurma yiyen arkadaşlarını örgütler, aşağı mahalle senin yukarı mahalle benim derken Business model’ ini oluşturur. Bu dakikadan itibaren çocuk işçi çalıştıran bir çocuk olur İsmail… Ne getiri ne götürü usulde de vergi vermemektedir laf aramızda… Diğer çocukların sigorta primlerini de yatırmamaktadır zannımca… Arkadaşları bir araya gelip bir sendika kursalar da maaş artış oranlarını her daim İsmail belirlemektedir… Diğer çocukların bisikletlerinde de ‘’ getir götür İsmail’’ yazmasından da anlayacağımız üzere, İsmail markalaşma yolunda pedal çevirmektedir. Arkadaşlarına plasiyer muamelesi yapan İsmail, bisikletlere mavi balon bağlayaraktan da balondan GPRS takibiyle arkadaşlarını izlemektedir… Tepeye kurulmuş plasiyer arkadaşlarını izleyen İsmail, ticaretin hayatının da tepesindedir… Tam da bu esnada fondaki şarkı sözü ‘’ rüzgâr nereye, götür beni oraya’’ siyaset rüzgârını da arkasına almasını öğütler gibidir… Böylelikle ilk uçakcığını alabilecektir genç girişimcimiz, hatta filo kurmaya bile muktedirdir… İsmail artık İSO 9001 kalite standartlarında İso bey olmuştur… Kültürel, ekonomik ve siyasal gelişimini tamamlamış olmanın rahatlığı içerisinde, getir götür İso bey hangar kapısının önünde ellerini kavuşturmuş vaziyette sırıtmaktadır… Dış ses “bazı insanlar kimsenin göremediklerini görür” derken, İso bey gördüklerinden son derece memnundur, altı kurudur ve keyfi yerindedir… Mahallenin ayak takımı iken burjuvanın en cream caramel siması oluvermiştir… Parmak ısırtan bir gelişim öyküsü değil mi? Hani su satan bir çocuk vardı, yine başka bir banka reklamında… Kendi emeğiyle bir yerlere gelmeye çalıştı hani, sadece suyun yanında limonata da satabilecek kadar… O çocuk da büyüdü ama hala su satıyor reklamında oynadığı bankanın önünde belki de… Biz de yazları simit, kader kısmet falan satardık çocukken, ayçörekleri ile o büyük çikolatayı hep biz yerdik… Millete hep saman gofret çıkardı, hırsla bir daha bir daha kazırlardı kader kısmeti… Çocuk her zaman için çocuk… Mevzu küçük, sevimli, tertemiz, masum İsmail’ler değil… Büyüdükçe kirlenen, doymak bilmeyen, kazanmakla yetinmeyen, vicdanlarını yitiren büyük İsmail’ler… Kamu ve özel bankaların içlerini boşaltıp tüyen hortumcu İSMAİL’ LER… Cennetten arsa vaat edip tüyü bitmedik yetimin hakkını gasp eden İSMAİL’ LER Fabrika Yapıyorum diye aldıkları teşviklerle sırra kadem basan İSMAİL’ LER… Rüşvet, yolsuzluk, irtikâp ile abad olan İSMAİL’ LER… Emeği inancı sömürüp servetlerine servet katan İSMAİL’ LER… Bal tutup parmağını yalayan İSMAİL’ LER… Devlet malı deniz diye çime çime devlet malını iç eden İSMAİL’ LER… Bir reklam filmiyle yeniden aklıma sardım sizi… Götürdüklerinizi geri getirin, sizi gidi GETİRDİĞİMİZİ GÖTÜREN İSMAİL’ LER sizi! ÜÇ’ ÜN HANGİSİ MEMUR’A? Memur Sen kitlesel basın açıklaması ve kitlesel eylemlerle 2012 için 3+3 ve 2013 için 2+3 maaş zammı oranlarını protesto edecekmiş… Bu kitlesel eylemlerle Tekel İşçilerinin direnişi sırasında tanışmıştık… Beş koldan akın akın gelmişlerdi Ankara’ ya… Islana ıslana yemişlerdi dayağı, hatırlayan var mı şu an nerde ne yapıyor Tekel işçileri? Olacağı öngörmek için müneccim sevgili bulmaya gerek yok… Arası bulunur… Yani; İlk yıl için 3+3 olmaz da 5+3 olur, ikinci yıl için 2+3 olmaz da 4+3 olur… Hep işçinin, emeklinin, memurun dediği olacak değil ya… Bir kerecik de hükümetimizin dediği olur… Biz de harıl harıl KPSS’ ye çalışalım bakalım… Memur oluruz da başımız göğe, hanemiz felaha, cebimiz feraha erer yani… AŞKCA KALIN… |