Haberler
ANA SAYFA
GÜLÜN GÖZÜYLE
ALTERNATİF
CUMA SOHBETİ
DOĞRU KALEM
GÜNCEL
GÜNDEM
GÖKKUŞAĞI
HUZURA YOLCULUK
IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ
KADINCA
SATRANÇ ÖĞRENELİM
SİYASET
SPOR
SAĞLIK
UFUK ÇİZGİSİ
MUTLULUK YOLU
ÖRGÜ DÜNYASI
KADININ DÜNYASI
KUŞ BAKIŞI
UFKUN ÖTESİ
TARAFSIZ MUHALİF
NİHAL ÇALIŞKAN
GURBET KUŞU
DOST BAKIŞ
DUDAK PAYI
Üye Girişi





Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Kimler Çevrimiçi
Script Desteği
ANA SAYFA
ÖZÜR DİLİYORUM
Üye Değerlendirme: / 1
Yazar Mehmet IŞIK   
Friday, 18 May 2012

 


 

Son günlerde Polatlı spor’la ilgili olumsuz birçok haberi yaptığım için ve ne yazık ki kaygı ve korkularımın gerçekleşmesinden dolayı Polatlılı sporseverlerden ve Polatlıspor yönetiminden özür diliyorum. Aslında Polatlı’da Polatlı spor’la ilgili her türlü haberi, her zaman yapan, maçlarını tek tek takip eden bir gazeteci olarak benim emeğimin de bir hakkı olmalı. Doğruyu bulmak ve topluma doğru bilgilerle ışık tutabilmek için zaman zaman eleştiri oklarını yönelttiği gibi zaman zamanda takdir edebilmeyi başarmalı. Bilindiği gibi daha önceki yazılarımda Polatlı Spor ile ilgili gerek yönetim anlayışından doğan zafiyetleri gerekse ekonomik yapılanmasıyla ilgili konuları gündeme getirmiştim. Ancak bu eleştirilerin yanı sıra geçtiğimiz yıl göstermiş oldukları sportif başarılarından dolayı takdir etmiş, kutlamış ve ayakta alkışlamıştım. Çünkü her şeye rağmen şehrimiz insanına heyecan yaşatmış ve şehrimizin tanıtımına katkı sağlamıştı. İki sezon önce Bölge Ligine çıkma ihtimalimizi bile MANŞET yapan tek gazeteyiz. Keşke bu gün Polatlı spor’un BÖLGESEL LİG’e çıkışını manşet yapabilse idim.
 
.Şimdi ne yapılmalı?
 
Elbette ki bir şeyler yapmalı…
 
Siyasetçilerden, gazetecilere, sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden, işadamlarına ve vatandaşlara kadar herkes birlik ve beraberlik içinde üzerine düşen görevi yerine getirmeli ve taşın altına elini sokmalı.
 
Geçtiğimiz yılda bu dilekleri içeren yazı yazmış ve herkesi göreve çağırmıştım.
 
Ancak yeteri kadar ilgi gösterilmemişti.
 
Bir kez daha yineliyorum, yeri geldiğinde eleştirildiği gibi yeri geldiğinde de destek verilebilmeli.
 
Bir şeyler yapmak lazım.
 

 

 

 Tüm kamuoyuna anlatacak, biz yok olmadık buradayız dedirtecek, tanıtımına katkı sağlayacak bir şeyler yapmak lazım. Peki, ne yapmalı?
 
Bir şehrin tanıtımında ve daha geniş coğrafyaya ulaşmasında turizmi, kültürel değerleri, sanatı ve eğitimi kadar sporu ve spordaki başarısı da önemlidir. O nedenle spora katkı sağlamalı. Medeniyetleri bir araya getiren, dostluğun, kardeşliğin ve barışın sağlanmasında aracı unsur olan spor ve sporda alınan başarılar değil mi?
 
Polatlı spor geçmiş yıllarda 2. lige kadar yükselmiş, başarılara imza atmış, ilçemizin tanıtımına katkı sağlamış ama özellikle mali yetersizlikler ve kötü yönetim biçiminden dolayı küme düşerek, şehri üzüntüye boğmuş.
 
 Elbette sadece belediyenin ve birkaç özverili insanın desteğiyle bu kaynak bulunmaz.
 
Şehrimizin resmi kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri, odaları, dernekleri, işadamları bu işe sahip çıkmalı ve destek vermeli.
 
 İlçemizin adını duyurmaya ve kamuoyuna tanıtmaya imkân varken, kimse bana ne dememeli ve elinin tersiyle bir kenara itmemeli. Gerekirse bütün odalar üyelerinden bu konuda yardım talebinde bulunmalı, işadamları ellerinden geldiğince destek vermeli.
 
.Birlik ve beraberlik içerisinde olunduğunda neler yapabileceğimizi göstermeli, siyasi çekişmeleri, kişisel hesaplaşmaları bir kenara bırakabilmeliyi başarmalıyız. Polatlı’da yaşayan bireyler olarak bu güce ve inanca sahip olduğumuz unutulmamalı. Bence başarabiliriz…

 

Yorum yok
 
GÖTÜRDÜKLERİNİ GERİ GETİR İSMAİL
Üye Değerlendirme: / 4
Yazar Alaattin TAYMAZ   
Friday, 18 May 2012

 

 

Bakkal: -Tamamdır ablacığım, İsmail’le yolluyorum şimdi…

 

 

-İsmaaiill!!!

 

Eski Türk filmlerindeki Sezercik muadili bir çocuk, koşar durur reklam filmi boyunca…

 

Türk reklam sektörü gururla sunar…

 

Karşınızda;  Getir Götür İsmail…

 

Çocuk İsmail, fuleli adımlarla sağa sola koştururken, fonda  “İsmail!”, “İsmail bi koş!”, “İsmail bi bak oğlum” gibi telaşlı sesleri duyulur mahalle sakinlerinin… Nedense kapıcı, motorlu kurye, paket servis ya da alışverişe koşturulacak torun tombalağın olmadığı bir mahalledir burası…

Bizi çocuk İsmail’ e dair zaman tünelinden çıkaran, yine kocamış İsmail’in sesi olur, “işte o bendim, mahallenin getir götürcüsü” diyerek…

 

İsmail; “her mahalleye lazımdı benim gibisi” cümlesiyle varlık nedenini, “çağrıldığımda koşardım” demek suretiyle de çalışma prensibini açıklar.

 

İsmail aşerene erik, duşta kalana tüp, eve geç kalana da terlik (eve gecikenin kafasına vurulmak üzere)  getirmek suretiyle ticaret hayatına atılır, kime ne lazımsa anında ve ihtiyaç sahibinin kapısına teslim eder.

 

Her gün daha da hızlı koşmayı öğrenen İsmail, motor dahi taksa,  işlere yetişemez olur…

 

Bir duvarda oturup dondurma yiyen arkadaşlarını örgütler, aşağı mahalle senin yukarı mahalle benim derken Business model’ ini oluşturur.

 

Bu dakikadan itibaren çocuk işçi çalıştıran bir çocuk olur İsmail…

 

Ne getiri ne götürü usulde de vergi vermemektedir laf aramızda…  

 

Diğer çocukların sigorta primlerini de yatırmamaktadır zannımca…

 

Arkadaşları bir araya gelip bir sendika kursalar da maaş artış oranlarını her daim İsmail belirlemektedir…

 

Diğer çocukların bisikletlerinde de ‘’ getir götür İsmail’’ yazmasından da anlayacağımız üzere, İsmail markalaşma yolunda pedal çevirmektedir.

 

Arkadaşlarına plasiyer muamelesi yapan İsmail, bisikletlere mavi balon bağlayaraktan da balondan GPRS takibiyle arkadaşlarını izlemektedir…

 

Tepeye kurulmuş plasiyer arkadaşlarını izleyen İsmail, ticaretin hayatının da tepesindedir…

 

Tam da bu esnada fondaki şarkı sözü ‘’ rüzgâr nereye, götür beni oraya’’ siyaset rüzgârını da arkasına almasını öğütler gibidir…

 

Böylelikle ilk uçakcığını alabilecektir genç girişimcimiz, hatta filo kurmaya bile muktedirdir…

 

İsmail artık İSO 9001 kalite standartlarında İso bey olmuştur…

 

Kültürel, ekonomik ve siyasal gelişimini tamamlamış olmanın rahatlığı içerisinde, getir götür İso bey hangar kapısının önünde ellerini kavuşturmuş vaziyette sırıtmaktadır…

 

Dış ses “bazı insanlar kimsenin göremediklerini görür” derken, İso bey gördüklerinden son derece memnundur, altı kurudur ve keyfi yerindedir…

 

Mahallenin ayak takımı iken burjuvanın en cream caramel siması oluvermiştir…

 

Parmak ısırtan bir gelişim öyküsü değil mi?

 

Hani su satan bir çocuk vardı, yine başka bir banka reklamında…

 

Kendi emeğiyle bir yerlere gelmeye çalıştı hani, sadece suyun yanında limonata da satabilecek kadar…

 

O çocuk da büyüdü ama hala su satıyor reklamında oynadığı bankanın önünde belki de…

 

Biz de yazları simit, kader kısmet falan satardık çocukken, ayçörekleri ile o büyük çikolatayı hep biz yerdik… Millete hep saman gofret çıkardı, hırsla bir daha bir daha kazırlardı kader kısmeti…

 

Çocuk her zaman için çocuk…

 

Mevzu küçük, sevimli, tertemiz, masum İsmail’ler değil…

 

Büyüdükçe kirlenen, doymak bilmeyen, kazanmakla yetinmeyen, vicdanlarını yitiren büyük İsmail’ler…

 

Kamu ve özel bankaların içlerini boşaltıp tüyen hortumcu İSMAİL’ LER…

 

Cennetten arsa vaat edip tüyü bitmedik yetimin hakkını gasp eden İSMAİL’ LER

 

Fabrika Yapıyorum diye aldıkları teşviklerle sırra kadem basan İSMAİL’ LER…

 

Rüşvet, yolsuzluk, irtikâp ile abad olan İSMAİL’ LER…

 

Emeği inancı sömürüp servetlerine servet katan İSMAİL’ LER…

 

Bal tutup parmağını yalayan İSMAİL’ LER…

 

Devlet malı deniz diye çime çime devlet malını iç eden İSMAİL’ LER…

 

Bir reklam filmiyle yeniden aklıma sardım sizi…

 

Götürdüklerinizi geri getirin,  sizi gidi GETİRDİĞİMİZİ GÖTÜREN İSMAİL’ LER sizi!

 

ÜÇ’ ÜN HANGİSİ MEMUR’A?    

 

Memur Sen kitlesel basın açıklaması ve kitlesel eylemlerle 2012 için 3+3 ve 2013 için 2+3 maaş zammı oranlarını protesto edecekmiş… Bu kitlesel eylemlerle Tekel İşçilerinin direnişi sırasında tanışmıştık… Beş koldan akın akın gelmişlerdi Ankara’ ya… Islana ıslana yemişlerdi dayağı, hatırlayan var mı şu an nerde ne yapıyor Tekel işçileri?

 

Olacağı öngörmek için müneccim sevgili bulmaya gerek yok… Arası bulunur… Yani; İlk yıl için 3+3 olmaz da 5+3 olur, ikinci yıl için 2+3 olmaz da 4+3 olur…

 

Hep işçinin, emeklinin, memurun dediği olacak değil ya… Bir kerecik de hükümetimizin dediği olur…

 

Biz de harıl harıl KPSS’ ye çalışalım bakalım… Memur oluruz da başımız göğe, hanemiz felaha, cebimiz feraha erer yani…

 

AŞKCA KALIN…

 

 

Yorum yok
 
PASHA VE KÖPEK YILI
Üye Değerlendirme: / 2
Yazar Nejdet GÜRBÜZ   
Friday, 18 May 2012

 

Başbakan Erdoğan'ın sert demecinden aslan payını ise Cumhuriyet yazarı Bekir Coşkun aldı. Genelkurmay'ın açıklama yapmasına neden olan paşalarla ilgili yazısını yorumlayan Erdoğan, konunun Gazi Mustafa Kemal'e kadar dayandığını söyleyerek,"Orada yapılan benzetme talihsiz bir benzetme. Bu zat bütün kaleminden pislik akan bir zat olduğu için böyle şeyler yapıyor." dedi.

 

Paşaların hukuki yönde haklarını aramalarını gerektiğini belirten Erdoğan, "Daha önce bir gazete yazmıştı ve tüm paşalar dava açmıştı. Ama burada hakaret var. Orada onbaşılık-generallik vardı. Burada bir köpekle benzetme yapıyor. Bu tür bir hakarete o makamda bulunanların eyvallah etmemeleri lazım. Genelkurmay'dan verilen cevap da gayet kibar. Kelimeler seçilerek kullanılmış. Bu tür şeyler cevapsız kalmamalı. Hakaretle eleştiri aynı değil." açıklamasında bulundu.

 

“Allahım dedi , Sen Mustafa Kemal gibi yüz yılın en büyük liderini bu ülkeye nasip kılmışken, bu ülke insanı ne günah işledi ki şimdi de onu  cezalandırıyorsun. ‘’

 

 Sapanca Maşukiye’de villanın güvenliğinden o sorumluydu . Sivas Kangal , yürüdüğünde yeri , havladığında göğü titretirdi. Villada kaldığımızda geceleri dört tarafı yüksek duvarlarla çevrilmiş bahçede özgürce dolaşır ,  tabiatın tek hakimi olduğunu her hareketiyle belli ederdi. Bu azametli gövde, zaman zaman dalar , ağaçlarla kaplı ormanda özgürce uluyan kurtların sesini dinlerdi .  PASHA.  Boynunda dikenli tasma onu bu özgürce uluyan kurtlardan korumak amacıyla takılmıştı. Her zaman sahiplerine karşı uysaldı . Kimse ona köpek demezdi , O onurlu , asil bir hayvandı zaten ilk sahibi de ona bu yüzden Pasha adını takmıştı . Sahiplerine karşı hiç yalakalık yapmadı , bu tavrıyla her kesin saygı, sevgi ve takdirini kazandı Pasha . Yaşlıydı , arkasında kendisi gibi dört yavru bırakarak ait olduğu cennete benzerlerinin aksine kısa zamanda unutulmadan ; vakur bir şekilde çekti gitti. ..

 

 Uygar Batı’da köpeğe , dog diye hitap edilmez , He veya She dersiniz. Oysa Türkler’de  en sevilen hayvan at ve  köpektir , o  kızıldığında ittir , daha da kızıldığında it oğlu it olur .

 

 Türklerin tarih boyunca kullandıkları birçok takvim vardır. Ama bunların en az bilineni 12 hayvanlı takvimdir. 12 Hayvanlı Türk Takviminin Yıllarından 11.Yıl KÖPEK yılıdır.

 

Bu yılda doğan insanlar en güzel özelliklere sahiptir. Bu insanlar, vefalı, temiz kalpli, sır saklamayı bilen, inançlı kişilerdir. Bununla birlikte şen-şakrak, neşeli insanlardır, kılı kırk yarmayı sevmezler. Ama inatçılıkları da anlatılır gibi değildir. Sert ve kötü bir sözü söylemeyi düşünemezler bile. Yine de yerli yersiz sızlanmaya, yok yere hata aramaya meyillidirler.

 

Adalet yolunda bu insanlardan daha iyi savaşan yoktur. Her türlü adaletsizlik bu insanlara azap verir ve bu durumu düzeltene kadar da rahat etmezler. Dürüstlük uğrunda, sıkıntıda olanlara yardım etmek için ellerinden geleni yaparlar. Bu yılın insanlarının halk içindeki saygınlığı büyüktür. Bu insanların diğer bir iyi yönü de hiçbir zaman aptalca hareketlerin tarafında ya da savunucusu olmamalarıdır.

 

Köpek yılında doğanlar, filozof, nasihatçi, hayatı kendi gibi yaşayan ve paraya çok önem vermeyen insanlardır. Bu insanlar, başına buyruk, dayanıklı ve oldukça dikbaşlıdırlar. Dışarıdan baktığınızda, bu insanların duygusal bakımdan kayıtsız ve umursamaz olduğunu düşünürsünüz; ancak, öyle değildir. Bu insanlar bütün güzel duygulara sahiptirler.

 

Bunlar, sıkıntı ya da zenginlik içinde yaşasınlar, hiç fark etmez; her zaman akıl ve mantıklarıyla hareket ederler. Ellerinde olanla yetinmeyi bilirler. Hep bu şekilde davrandıkları için para onlar için mutluluk anlamına gelmez. Ama para lazım olduğunda da gerektiği kadarını bulmayı becerir.

 

Genelde bu yılın insanları arasından çok iyi liderler ve yaşadığı topluma hizmet edecek kişiler çıkar. Bu insanlarda bilhassa liderlik özellikleri çok baskındır. Özellikle de hangi işte çalışırlarsa çalışsınlar orada dürüst kalmayı başarırlar.

 

Bu insanlar nüktedandır. Sade anlatımı severler; ancak, fikirlerini tam olarak ifade edemezler. Keskin zekâlıdırlar. Kimse bir şeyi onlar kadar dikkatli dinleyemez.

 

Bu insanların sevgisi, temiz ve gerçektir. Ama yaşamında gönül derdi çeker. Bu da onların her zaman vesveseli ve kararsız olmalarından kaynaklanır.

 

Hayatları, adalet uğruna verdikleri mücadelelerle doludur. Kararsızlık, hayatlarına damgasını vurur.

 

At, Aslan ya da Tavşan yılında doğanlarla mutlu bir evlilik yapmaları mümkündür. Sığır ya da Tavuk yılında doğanlarla evlenmeleri tavsiye edilmez. Balık ve Koyun yılında doğanlarla bir araya gelmezlerse de iyi olur.

 

Çağımızın Köpek yılları şunlardır: 1910, 1922, 1934, 1946, 1958, 1970, 1982, 1994, 2006, 2018, 2030.

 

Hayvan sevgisiyle dolu Bekir Coşkun’un  yazısı bilinen kurt ve köpek hikayesidir , bu köpeğin adı  Hektor’dur, Aşil’dir , ARAP’tır  yada ülkemizde  en çok sevilen ad olan Pasha ‘dır . Önemli olan ad değil sergilenen duruştur.

Saygılarımla,

Yorum yok
 
Baba ve Oğlu
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar Sevim IŞIK   
Friday, 18 May 2012


 

 

 

80´ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı. 

 

Hal hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sohbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti. 

 

O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. 

 

Yaşlı baba kargaya gülümseyerek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: ´Bu ne oğlum?´ 

 

Oğlu şaşkın, cevapladı: O bir karga baba.´ 

 

Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: ´Bu ne oğlum?´ 

 

Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: ´Baba, o bir karga´ 

 

Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. 

 

Yaşlı baba üçüncü defa sordu: ´Bu ne?´ 

 

Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: ´O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun? 

 

Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: ´Baba bunu neden yapıyorsun? 

 

Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?´ 

 

Babası yüzünde hâlâ bir gülümseme yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi: 

 

´Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanı başımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim.  Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.´ 

Sevgiyle…

 

Yorum yok
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 5 Toplam: 12093
Ana Menü
Tarihçe
Yazarlarımız
Personelimiz
İletişim
yazarlarımız
Anket
Sitemizi nasıl buldunuz?
 
Zaman
En Yeniler
Popüler Haberler
Son Yorumlar
MEHMET ARI...
BİR YUDUM ...
POLSİAD’da...
BİR KATAR...
KADININ AD...
Köşe Yazarlarımız
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
Powered by polatliistiklal.com
°²¸£Ïà²áÍâóװ±¸°²¸£Ïà²á´óÈ«ÍâóÔ˶¯Ğ¬ÆÎÌïóÒ×ÍøÖ·´ú·¢»õÆÎÌïÍâó֮¼ÒÆÎÌï°²¸£¼ÒÔ°ÆÎÌïÍâóÃÅ»§ÆÎÌïЬҵ